|
KORNİTSA
Yaşadıklarını anlatan: Bayram Gezdir
Karaağaçlı Kasabası / Manisa
Adım Bayram Gezdir. 17 Ağustos 1942 tarihinde Bulgaristan’ın Nevrokop
ilçesine bağlı Kornitsa köyünde doğdum.
Ben on yaşındayken annem vefat etti. Hayat artık benim için çok zordu. Bir
yandan okula gidiyordum, bir yandan da okuldan çıktıktan sonra koyunları
gütmeye gönderiliyordum. Şiir yazmaya orada başladım; doğayla, kuzularla,
öten kuşlarla, çalışan ve dini için mücadele eden insanlarla ilgili
yazıyordum. Müslüman ve Bulgarlar arasındaki kinin artmasını ve kötü bir şekilde
gelişmesini izliyordum. İktidar bu kötü gidişata destek veriyordu.
İktidarın başındakiler “Bulgaristan’da Müslüman yoktur, hepsi Bulgar’dır,
Türk isimlerini kaldırmak gerekir. Onlar Bulgar’dı ve yine Bulgar
olacaklar” diyordu. Yalnız, insanlar bu durumu kabul etmiyordu ve kendi
isminden ve dininden vazgeçmiyordu. Bu duruma direnenlerin bazıları başka
yerlere sürgün ediliyordu, bazıları hapislere gönderiliyordu.
Bulgaristan’ın güzelliklerine rağmen, insanların çoğu orayı terk etmeye
karar verdi. Bazıları Türkiye’ye, bazıları Avrupa ülkelerine göç etti.
Herkes ister ki doğduğu yerde yaşasın ama bazı nedenlerden dolayı mecbur
kalıyor buna… Ben de kendi kendime “Bulgaristan’da neden böyle şeyler
oluyor, başka hiçbir ülkede böyle bir şey yoktu ?” diyordum. Bu insanlar ne
kötülük yaptı ? Ne birilerini öldürdü, ne de iktidara gelmek istedi. Onlar
ailesini geçindirmek için ter içinde gece gündüz çalışırdı. Korkarak camiye
gidip ibadetlerini yapıyorlardı. Çocuklarını sünnet ettirmeye
korkuyorlardı. Çocuklarını sünnet ettiren anneler hapse gönderiliyordu. Acı
büyüktü ve yardım edecek hiç kimse yoktu. Her zaman Türkiye’den yardım
bekledik. Türkiye az veya çok dünyadaki Müslümanlara yardım ediyordu.
Umutlarımızdan hiç vazgeçmedik. Umudumuz bize dayanma gücü veriyordu. Aynı
durumda olan anne, baba ve dedelerimiz de bu şekilde dayanabilmiş. Bu
olayları dedelerimiz 1912’de yaşamış ve şimdiye kadar da devam etmiş.
Bulgaristan’da yaşayanlar her zaman korku ve tehdit içindeydi. Bir zamanlar
yaşadığım köy olan Kornitsa’dan Türkiye’ye ziyarete gelenlerle konuştum.
“Şu anda durum daha iyi, eskisi gibi değil” diyorlardı. Şimdi Avrupa
Birliği çatısı altında demokrasi var. Umarım bu olaylar bir daha
tekrarlanmaz, böyle demeçler veriliyor.
Yalnız, bizim korkumuz daha geçmemiş. Korkum
yok, Bulgaristan’ı terk edenler de şu anda başka sorunlarla uğraşıyorlar.
Onlar şimdi biraz birikim yapmak için çalışıyor çünkü, her şeyleri
Bulgaristan’da kaldı ve burada her şeye sıfırdan başladılar. Evler inşa
ediyorlar, kendilerine bir düzen kuruyorlar, çocuklarını eğitmeye
çalışıyorlar. Güzelin en güzelini seçiyorlar. Birkaç sene için büyük
başarılar elde ettiler. Nereden geliyor bu ? Sâkin ve huzurlu hayattan. Bu
huzurlu hayat Bulgaristan’da olsaydı kimse orayı terk etmezdi.
Orada güzel dağlar ve temiz sular var. Oranın
dağlarında her zaman kar vardır. Binlerce turist oraları ziyarete gider.
Böyle bir yere nasıl kötü bir şey söylersin ? Eğer oradaki yönetim
düzelirse Bulgaristan çok güzel olur. Müslümanlardan nefret etmeye ne gerek
var ? Onlar da insan, onlar da yaşamak ister. Ülkeye kötülük etselerdi
tamam ama haklarını isteyen barışçı bir millet.
Evet, böyle görüyordum olayları, hayatımın elli
yılını geçirdiğim Bulgaristan’da. Türkiye’de on yedi senedir yaşıyorum ve
iyi ve kötü birçok şey görüyorum. Güzel olan, herkes istediği ismi
kullanabiliyor ve istediği dini yaşayabiliyor. Kötü olan bir olay var ki,
askere giden çocuklarımızdan bazıları geri dönmüyor. Onların anneleri
devamlı ağlıyor. Bunca şeye ne gerek var ? Bu ölümlerin durdurulmasının bir
çaresi yok mu ? Her iki tarafın da çocukları Müslüman. Nasıl ki,
Hıristiyanlar bunu başardı ve Avrupa Birliğini kurdular ve hep beraber
yaşıyorlar. Onların düşündüğü savaş değil, daha güzel yaşamak. Bunu
diğerleri de başarmalı ve her yerde barış olmalı. Çocuklar ağlamak yerine
gülsün. Her birey bunu düşünmeli. Silâhlar azaltılsın, daha güzel bir
düşünülsün. Selde ve depremde yardım etsinler birbirlerine. Hıristiyan ve
Müslümanlar arasında nefret olmasın. Bu dünya hepimizin.
Bu yazdığım şeylerin hepsi doğrudur, kendi
gözlerimle gördüğüm şeyler. Kırk senedir Bulgaristan’daki hayatı
görüyordum. Bulgarlar için hayat güzeldi. Çünkü kendi vatanında ve kendi
bayrağı altında yaşıyorlardı. Ben bu ülkede kendimi her zaman yabancı
hissediyordum. Herkesle iyi geçinmeye çabaladığım halde, dinimi ve ismimi
karalamaya çalışıyorlardı. Sen Pomaksın ve yerin burası değil deniyordu.
Sürekli kalbime bıçak saplamaya ve hayatımı daha da güçleştirmeye
çalışıyorlardı. Bu durumdan kurtulmak için Bulgaristan’ı terk etmeyi
düşünmeye başladım. Bunu birçok kişi düşünüyordu ve yaptık. Türkiye’nin
değişik yerlerine yerleştik. Başlarda kendimizi korkmuş ve sıkıntılı
hissettik. Sonradan her şey normale döndü ve güzel yaşamaya başladık. Nasıl
şikâyet edebilirsin, her türlü insan hakları olduğunda…
Burada da Bulgar dahil her milletten insan
yaşıyor ve kimse onların dinine karışmıyor. Herkes serbest yaşıyor. Şu anda
Türkiye bu devlet ile iyi ilişkiler kurmak istiyor. Dininin Hıristiyan ya
da Müslüman olması fark etmiyor. Burada Türkiye’yi kurtaran Atatürk’e karşı
insanların büyük sevgisini fark ediyorum. Çocuklar oyun oynuyor, şarkılar
söylüyor ve ulu önder Atatürk’ün şanlı bayrağını dalgalandırıyor. Atatürk
hiçbir zaman unutulmamalı. Atatürk demiş ki: “Türkiye dünyadaki
Müslümanların ana ve babası olacaktır” Of, of !..
Bulgaristan’da yaşadığımız her iyi günün bir de
kötü hatırası var. Bu topraklar harikalar yaratıyor fakat nedense hiç
Müslüman barındırmaya razı gelmiyor. Dedelerimiz ve babalarımız yıllarca bu
topraklarda Müslüman olarak kalabilmek için savaşmışlar, hayatlarını feda
etmekten çekinmemişler. Benim anavatanım böyle bir yer. Anavatanım
kelimesini de söylemek yanlış olur çünkü, ben annemin verdiği ismimi
taşımak için savaşıyorum. Bunların suçlusu kimdi acaba ? Sayın Jivkov ya da
onu yönlendiren dış güçleri mi suçlu ? bir Müslüman öldüren ve onun
ailesinin ismini değiştiren herkes kahraman sayılıyordu ve
ödüllendiriliyordu. Bu nasıl vicdansızlıktı ? Söyleyin bana dostlarım !
Kime söylesem, kim bana hak verir ? Benim suçum Müslüman olmak mı ? Eğer
suçum buysa cezama razıyım.
Daha Bulgaristan’da olduğumuz zaman bizden çoğu
kişi ağlıyordu çünkü, çoğu kişi evini, hayvanlarını, kardeşlerini, anne ve babasını
bırakıyordu. Fakat Kapıkule’yi geçince çok seviniyorduk. Türk topraklarına
bastığımız için, onların bayraklarını dalgalandıracağımız için ve onların
özgürlüğünden yararlanacağımız için. Bu şekilde Manisa Karaağaçlı yoluna
koyulduk. Orada eski göçmenler, akrabalarımız vardı. Onlardan yardım
bekliyorduk ve onlar bize yardım ettiler. Onlar Bulgarca bildikleri için
bize her konuda yardımcı oluyorlardı ve bu durum hayatımızı
kolaylaştırıyordu. Biz Türkçe konuşmayı bilmediğimizden dolayı el kol
hareketleriyle ve kafa sallayarak anlaşmaya çalışıyorduk. Evler inşa etmeye
başladık ve kendi evlerimize yerleştik. Bu arada Türkiye’de büyük seller ve
depremler oldu. Devlete büyük kayıplar getirdi. Birçok köy ve şehir
sallandı ve en büyük şehirlerden biri olan İstanbul’u da salladı.
İstanbul, İstanbul
Senin sonun yok
İnsanlar sende yaşıyordu
Yerüstü cennet
Avrupa’dan başladın
Asya’ya vardın.
Yok başka şehir
Böyle hızla inşa edilen
Apartmanlar dikiliyordu
Şehri güzelleştiriyordu.
Güneş doğuyordu
Şehri aydınlatıyordu
Etrafında iki deniz
Dalgalanıyordu ve gemiler yüzüyordu
Deniz suları kıyıları güzelleştiriyor.
Gökyüzünde güvercinler özgürce uçar
Sokaklarda özgürce dolaşır
Görüyor musunuz İstanbul’un güzelliğini
Fakat bir sabah insanlar uyandı ve
Şehrini tanıyamadı
Binalar yan yanaydı
Fakat şimdi aralıklarla
İstanbul, İstanbul
Neydi bu güç seni yıkan ?
Sarsıntılar fazla devam etti
Köyler ve şehirler yıkıldı
Kimse istemezdi bunu
Fakat ölümler de geldi.
ÖLÜM GÜNÜ
Neler oldu bizim memlekette ? Gece saat üçte yeryüzü
sallandı. Apartmanlar yüksek duruyordu. Fakat şimdi yerle bir. Bazıları
yıkıldı, bazıları yan yattı. İnsanlar sokakta durup evlerine bakarlardı.
Kaçı içerde kaldı, kaçı öldü ? Nasıl bir güç ki, insanların ölümü
evlerinden olsun ? Evlerini büyük istekle yaptılar. Şimdi bir anda yok
oldular. İnsan kalpleri atıyordu betonların altında. Yine ışık görmeyi
bekliyorlardı. Fakat bazılarının kalpleri durmuştu. Yüzlerce kişi
yaralandı. Binlerce duvarların içinde ezildi. Bir anda nasıl bir üzüntü
geldi insanların başına. Sağ kalanlar betonları deşerek ölüleri çıkardılar.
Nasıl bir kayba uğradı bu dünya ! Kaç kişi sokaklarda yatar, bir parça
ekmek tutar, bir damla su için kuyruklarda bekler. Gözlerinde gözyaşları.
Kim bunları düşünebilirdi ? Kim bu kadar çocuğun ölmesini beklerdi ? Bu,
savaştan daha korkunç bir şeydi. Herkes gece yatardı yarın ne yapacağım
düşüncesiyle. Fakat o ya öldü ya da evsiz kaldı. Allah’ı hatırlamaktan
başka şey kalmadı. O yaptı bunu, uyandırdı dünyada !
Her şeyi gördük ve her şeye dayandık. Memnunuz
! Çocuklarımız özgürce yaşayacak Türk memleketinde. Şimdi biz yaşlanıyoruz
fakat bayrağımızla gururlanıyoruz.
Bayram Gezdir.
|