|
Bu sayımızda sizlere sunacağımız yazılar :
1 - 
2- 
3- 

1998 yılının
Temmuz ayında Rus araştırmacılar çok ilginç bir buluş yapmışlardı.
Rusya’nın Kalujsk bölgesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında 270
milyon yıl önceye ait bir cıvata bulunmuştu.

Fotoğraf;Focus-1998
Keşfi yapan Rus arkeolog Dmitriya Kurkova:
“Çakmak taşı diye bilinen taşı bulduğumda çok eski olduğunu anladım.
Fırçayla üstünü temizleyince bir yüzünde doğal olmayan bir çıkıntı fark
ettim. Dikkatli bakınca cıvatayı gördüm. Hemen araştırmaya başladık.
Yapılan testler bunun akıl almaz bir keşif olduğunu gösteriyor.”
İçinde cıvata bulunan silisyum taş hızla Rusya’nın bütün büyük bilim
akademilerini gezdi. Yapılan analizler, cıvatanın metal özelliğini
kaybettiği, çeperini çevreleyen moleküllerin, demir moleküllerinin yerini
aldığı ve, asıl önemlisi, cıvatanın ‘‘dinozorlarla neredeyse yaşıt
olduğu’’ resmen kabul edildi.
O zaman oldukça yankılanan bu olay sonradan unutulup gitti. İnsanoğlunun
tarihi yeniden gözden geçirmesine neden olabilecek ciddiyette bu keşfe
Rus bilim adamları 4 neden öngörmüştü;
1. Cıvata’nın UFO’lardan düşmüş olması ihtimali
2. Uzay çöplüğünden meteorla birlikte düşmüş olması ihtimali
3. Hz. Nuh’tan önce yüksek teknolojiye sahip bir dünya uygarlığı vardı
4. Gelecekten geldi; Torunlarımızın torunları zamanda yolculuk yapabilecek
teknolojiyi geliştirdiler. Ve günümüzden 270 milyon yıl öncesine
yaptıkları bir seyahatte bu küçük cıvatayı düşürdüler. Yani, cıvatayı 270
milyon yıl öncesine gelecek nesillerimiz götürdü

Köpekbalığı ve kedibalığı ailesinden bir balığın
fosilleşmiş kafatasında 300 milyon yaşında bir beyin Fransız ve Amerikalı
bilim adamları tarafından ilk kez gün ışığına çıkarıldı.
PNAS
Paris'teki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden yapılan açıklamada 300 milyon
yıl öncesine ait fosilleşmiş beynin 3 boyutlu ve X ışınlarının
kullanıldığı tomografi tekniğiyle yapılan incelemesinde beyincik omurilik
optik loblar ve sinirlerin açıkça tespit edildiği belirtildi.
Amerikan Proceedings of the
national Academy of Sciences (PNAS) dergisinde de
yayımlanan araştırmada ender rastlanan bir "iniopterigien"
balığın kafatasında tespit edilen bu fosilleşmiş beynin bugün soyu
tükenmiş olan ve köpekbalıkları ile sıçan balıklarına yakın 50 cm uzunluğundaki bir türe ait olduğu ve Oklahoma ile Kansas kayalıklarında bulunduğu belirtildi.
Bu balıklar deniz dibine yakın kesimler ve deniz çamurunun içinde
yaşıyorlardı.
Araştırmanın başında yer alan Fransa'nın Pierre ve Marie Curie
Üniversitesi'nden Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi yetkilisi Alan Pradel
beynin üzerini kaplayan bakterilerden ötürü mineralize olduğunu ardından
da parçalanıp fosilleştiğini belirtti.
Paris'teki müze keşfin çok eski omurgalıların evrimleşmesi konusundaki
araştırmalarda yeni ufuklar açtığının ve böylece hayattakilerin soyağacı
bilmecesinin tamamlanmasına yardımcı olduğunun altını çizdi.

635 Milyon Yıllık Fosil Bulundu

650 milyon sene
evvel yaşayan Süngerler
Kaya katmanları arasında bulunan 635 milyon yıllık hayvan fosili
kanıtları bulunan en eski fosil.
Amerikalı bilim adamları kaya katmanları arasında buldukları 635 milyon
yıllık hayvan fosili kanıtlarının şimdiye dek keşfedilenlerin en eskisi
olduğunu belirttiler.
ABD'nin California ve Massachusetts Institute of Technology (MIT)
üniversitelerinden araştırmacılar "demospongiae" sınıfından
hayvanların varlığını teyit edecek fosil kanıtlarını kaya katmanları
arasında bulduklarını belirterek bu süngerlerin şu anda bilinen en eski
hayvan fosili rekoruna sahip olduğunu kaydettiler.
California Üniversitesi'nden Doçent Gordon Love demospongiae'lerin bir
milyar yıl ila 542 milyon yıl önceki Neoproterozoik dönemde ortaya
çıktıklarını vurgulayarak aşırı iklim koşullarının bulunduğu bu dönemde
biyolojik evrimin hayvanların ve yeni eko sistemlerin ortaya çıkmasını
sağladığını söyledi.
http://newsroom.ucr.edu/news_item.html?action=page&id=2016
Love ve meslektaşlarının kaya katmanlarında varlığını keşfettikleri
süngerlerde bulunan "steran" adlı bileşenin geniş bir
biyokimyasal grupta yer aldığını bildiren uzmanlar doğrudan yaşayan
organizmaların izini taşıyan bu bileşenlere aynı zamanda biyo-imleç adı
verildiğini ifade ettiler. Araştırma Nature dergisinde yayınlandı.
Gelecek sayımızda yine bilim- Teknoloji ve tıp alanından
ilginç haberleri size ileteceğiz
|