|
MUTFAK
PENCERESİNDEKİ GÖZLEMLERİM.
Değerli
okurlarım;
Bayatlamış
ekmekleri ve ekmeklerin yemediğim bazı kısımlarını çok küçük parçalar
halinde doğrar, mutfak penceresi dışındaki mermerin üstüne dizerim.
Kuşların yemeğidir bu. Yere dökülenler de karıncaların.
Mutfağın
içerisinde, beni göremeyecekleri bir köşeye çekilir beklerim.
Önce
serçelerin şamatası başlar. Karşı binanın balkonunda ve konabilecekleri her
yerinde toplanırlar. Ardından ilk cesaretli serçe pencereme gelir. Ardından
diğerleri. Bir kırıntı kapar ve kaçar. Diğerleri de. Mermerin üstünde
oyalanmazlar, alel acele uçar giderler, gene gelirler. Derken kumrular
gelir. Önce etrafı kolaçan ederler, tehlike olmadığına kanaat getirince
yemeğe başlarlar. Onların belâlısı güvercinlerdir. Kumruları ürkütürler,
hattâ kaçırırlar. Sert hareketlerle yerler ekmekleri. Gagalarının mermere
vurduğunu içeriden duyarım. Serçeler artık gelmiyor mu diye merak edersiniz
diye söyleyeyim: Gelirler. Ufacık olmalarının avantajlarını kullanarak,
güvercinlerin bacaklarının arasından uzanır ve şimşek hızıyla bir parça
kapıp kaçarlar.
Nihayet
hepsinin baş düşmanı, gökyüzünün eşkiyası kargalar konar mermere. Bütün
kuşlar firar eder. Sofra onlarındır artık. Beni içeride görseler de
aldırmadan gagalarlar mermeri aralıksız. Bir gagaya üç küçük parça sığdırıp
gidenleri gördüm. Yuvasında bekleyen yavrularına taşıyor diye düşündüğüm
için kızamam, kovamam. Mikroskopik kırıntılar düşer. Aldırmam. Onlar da
karıncaların payı derim. Bıkmadan usanmadan her sabah yapıyorum bunu. Bir
şey değil, “Kuşların Garsonu”na çıkacak mahallede adım. Gözlemlerime bu
sabah bir yenilik eklendi. Kuru ekmek parçalarını alan bir karga, yere
iniyor, küçük su birikintisinde ekmeği ıslatarak yumuşatıyor, sonra
yutuyor. Şimdi ben bu hayvana nasıl kıyarım ? Tam da sabahın köründe bet
sesleriyle herksi uyandırmaları, daha da bed sesli martılarla kavga ederek
çok gürültü yaptıkları, çöpleri karıştırıp sokağı kirlettikleri,
otomobillerin üstüne pisleyerek asitli pislikleriyle zarar verdikleri için
benim de bir havalı tüfek alıp onları birer, birer indirmeye karar verdiğim
bir dönemde.
Doğa,
görmesini bilenlere, öğrenmeye niyeti olanlara, ibret almayı becerenlere ne
çok yardım ediyor ! Mutfak penceresinden kuşlara kuru ekmek vermek, meğer
ne kadar önemli bir ders konusuymuş ! Ekmek ziyan olmuyor, bir bölüm
canlının açlığı gideriyorum, iki ayaklı düşünen yaratıktan fazla olduğumu,
insan olduğumu idrak ediyorum. Yetmez mi ?
Bu
olaylar dizisini iyice büyütelim ve dünya yaşamımız ölçeğine taşıyalım.
Burada bir hatırlatma var: Yalnız yaşamadığımız, hepimizin aynı hayatı
yaşamadığı, yardımlaşmanın vazgeçilemez bir erdem olduğu ve aksine tutumun
hepimize zara vereceği gerçeği. Kendimizi ABD, Almanya, Fransa, Japonya
gibi her alanda ilerlemiş ve zenginleşmiş devletlerin yerine koyalım. Bu
devletlerin, bu süper güç denilen devlerin karşısında serçeler, güvercinler,
kargalar var ve dünya hepsinin mekânı. Emin olalım ki hiç biri serçe, karga
olmayı seçmedi. Tarih, onları bu hâle getiren nedenlerin başında sömürünün
olduğunu gösteriyor. Süperler aynen benim ilk düşündüğüm gibi, yani bir
havalı tüfek alarak bunlardan kurtulmayı düşündüler. Düşünmekte israr
ediyorlar. Silâha yatırılan para dünya milletlerinin refahına
harcanabilseydi bugün aynı dünya açlıktan ölen, açlık sınırında yaşayan,
açlığını gidermek için şerefinden olan milyonların dünyası olmazdı. Ama şuna
inanıyorum ki dünya kimseye kalmayacak. Düşman taraflar, düşmanlıklarının
bedelini mutlaka ve çok ağır ödeyecekler. Çünkü hızla ulaşmaya gayret
ettiğimiz sonuç, herkes için kesin yok oluştur.
Kuru
ekmekleri atmayın. Üşenmeden küçük parçalara ayırın ve pencerenizin önüne
bırakın. İnan ki buna değer.
Hepinize
sevgi ve saygılarımı gönderiyorum,
Fazıl Bülent Kocamemi
|