Sayı: 54    Şubat 2010
Ana SayfaSon Sayı:61Eski SayılarZiyaretçi DefteriDergimiz Hakkında
F.B. Kocamemi Köşesi

 

 

 

 

F. B. Kocamemi’nin kısa CV’si :

 

1946 Karşıyaka doğumlu. Ankara İlkokulu'ndayken İstanbul'a ailece göç ettiler. Kadıköy’deki Saint-Joseph Fransız Lisesi’nden ve Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Grafik Sanatları Bölümü’nden mezun oldu. 30 yılı aşkın bir süre tasarımcı grafiker ve reklamcılık uzmanı olarak çalıştı. Marmara Üniversitesi ve İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültelerinde 10 yıl Öğretim Görevlisi olarak tecrübe ve bilgilerini öğrencilerine aktardı. 1997’den beri emekli yazar ve çizer. 1969 senesinden beri evli. 1 kız ve 1 torun sahibi.

Fransızca, İngilizce ve İtalyanca bilir. Onun için dünyanın en güzel kenti İzmir’dir.

 

Yayımlanmış eserleri:

1) Bir Türk ailesinin 450  yıllık Öyküsü  / Ötüken Neşriyat AŞ. / 2005

2) Yanya 'nın Göz Yaşları / İskenderiye Yayınları / 2008

3) Urumeli’nin Gözyaşları / İskenderiye Yayınları / 2009

4) Baba, Oğul, Torun / Ekinoks Yayınları / 2009 (yeni)

 

Yorumlarınız için E-posta adresleri :

bkocamemi@gmail.com   ve/veya  bkocamemi@hotmail.com

 

Blogları:

www.burasibenimyuregim.blogspot.com

www.yanyafbk.blogspot.com

www.karaagaclifbk.blogspot.com

 

 

 

_______________________________________________________________________________

 

Sayın okurlarımız;

Sevgili Dostum Sayın F. Bülent Kocamemi Dergimizdeki köşesinde her ay güzel yazıları ile bizlerle beraber olmaktadır. Biraz felsefe, biraz kızgınlık, biraz hüzün, biraz sevinç derken, belki de nostaljinin ağır bastığı kısa makaleler.

İşte dostumuz bu makaleleri ile her ay bizleri hem hüzünlendirecek, hem düşündürecek hem de sevindirecek;

Hep beraber çok güzel anlar geçireceğimize inanıyorum.

Burhan zihni Sanus

 

 

 

 

MUTFAK PENCERESİNDEKİ GÖZLEMLERİM.

 

Değerli okurlarım;

 

Bayatlamış ekmekleri ve ekmeklerin yemediğim bazı kısımlarını çok küçük parçalar halinde doğrar, mutfak penceresi dışındaki mermerin üstüne dizerim. Kuşların yemeğidir bu. Yere dökülenler de karıncaların.

 

Mutfağın içerisinde, beni göremeyecekleri bir köşeye çekilir beklerim.

 

Önce serçelerin şamatası başlar. Karşı binanın balkonunda ve konabilecekleri her yerinde toplanırlar. Ardından ilk cesaretli serçe pencereme gelir. Ardından diğerleri. Bir kırıntı kapar ve kaçar. Diğerleri de. Mermerin üstünde oyalanmazlar, alel acele uçar giderler, gene gelirler. Derken kumrular gelir. Önce etrafı kolaçan ederler, tehlike olmadığına kanaat getirince yemeğe başlarlar. Onların belâlısı güvercinlerdir. Kumruları ürkütürler, hattâ kaçırırlar. Sert hareketlerle yerler ekmekleri. Gagalarının mermere vurduğunu içeriden duyarım. Serçeler artık gelmiyor mu diye merak edersiniz diye söyleyeyim: Gelirler. Ufacık olmalarının avantajlarını kullanarak, güvercinlerin bacaklarının arasından uzanır ve şimşek hızıyla bir parça kapıp kaçarlar.

 Nihayet hepsinin baş düşmanı, gökyüzünün eşkiyası kargalar konar mermere. Bütün kuşlar firar eder. Sofra onlarındır artık. Beni içeride görseler de aldırmadan gagalarlar mermeri aralıksız. Bir gagaya üç küçük parça sığdırıp gidenleri gördüm. Yuvasında bekleyen yavrularına taşıyor diye düşündüğüm için kızamam, kovamam. Mikroskopik kırıntılar düşer. Aldırmam. Onlar da karıncaların payı derim. Bıkmadan usanmadan her sabah yapıyorum bunu. Bir şey değil, “Kuşların Garsonu”na çıkacak mahallede adım. Gözlemlerime bu sabah bir yenilik eklendi. Kuru ekmek parçalarını alan bir karga, yere iniyor, küçük su birikintisinde ekmeği ıslatarak yumuşatıyor, sonra yutuyor. Şimdi ben bu hayvana nasıl kıyarım ? Tam da sabahın köründe bet sesleriyle herksi uyandırmaları, daha da bed sesli martılarla kavga ederek çok gürültü yaptıkları, çöpleri karıştırıp sokağı kirlettikleri, otomobillerin üstüne pisleyerek asitli pislikleriyle zarar verdikleri için benim de bir havalı tüfek alıp onları birer, birer indirmeye karar verdiğim bir dönemde.

Doğa, görmesini bilenlere, öğrenmeye niyeti olanlara, ibret almayı becerenlere ne çok yardım ediyor ! Mutfak penceresinden kuşlara kuru ekmek vermek, meğer ne kadar önemli bir ders konusuymuş ! Ekmek ziyan olmuyor, bir bölüm canlının açlığı gideriyorum, iki ayaklı düşünen yaratıktan fazla olduğumu, insan olduğumu idrak ediyorum. Yetmez mi ?

 

Bu olaylar dizisini iyice büyütelim ve dünya yaşamımız ölçeğine taşıyalım. Burada bir hatırlatma var: Yalnız yaşamadığımız, hepimizin aynı hayatı yaşamadığı, yardımlaşmanın vazgeçilemez bir erdem olduğu ve aksine tutumun hepimize zara vereceği gerçeği. Kendimizi ABD, Almanya, Fransa, Japonya gibi her alanda ilerlemiş ve zenginleşmiş devletlerin yerine koyalım. Bu devletlerin, bu süper güç denilen devlerin karşısında serçeler, güvercinler, kargalar var ve dünya hepsinin mekânı. Emin olalım ki hiç biri serçe, karga olmayı seçmedi. Tarih, onları bu hâle getiren nedenlerin başında sömürünün olduğunu gösteriyor. Süperler aynen benim ilk düşündüğüm gibi, yani bir havalı tüfek alarak bunlardan kurtulmayı düşündüler. Düşünmekte israr ediyorlar. Silâha yatırılan para dünya milletlerinin refahına harcanabilseydi bugün aynı dünya açlıktan ölen, açlık sınırında yaşayan, açlığını gidermek için şerefinden olan milyonların dünyası olmazdı. Ama şuna inanıyorum ki dünya kimseye kalmayacak. Düşman taraflar, düşmanlıklarının bedelini mutlaka ve çok ağır ödeyecekler. Çünkü hızla ulaşmaya gayret ettiğimiz sonuç, herkes için kesin yok oluştur.

 

Kuru ekmekleri atmayın. Üşenmeden küçük parçalara ayırın ve pencerenizin önüne bırakın. İnan ki buna değer.

 

Hepinize sevgi ve saygılarımı gönderiyorum,

Fazıl Bülent Kocamemi

 

 

 

 YENİ KİTABIM

 

Sayın okurlarım;

Sizlerle tekrar duygu paylaşımı yapabildiğim için mutluyum. Bilsem ki bu sohbet sizin de ilginizi çekiyor, daha mutlu olacağım. Düşüncelerini yazmak isteyen okurlarım yukarıda belirtilen e-posta adreslerimden yararlanabilirler.

Saygı ve sevgilerimle,

 

Fazıl Bülent Kocamemi

 

 

 




Ana Sayfa'ya Dön