|


İnsanın
yaratılışı / Michel Angelo ChapelleSixtine / Vatikan

Sevgili Dostlar ,
Bugün sizinle her insanın hayatının
belli zamanlarında hissettiği, yaşadığı bir duyguyu daha doğrusu bir
hakikati konuşacağız.
Tanrı insanı yaratınca kendi suretinde
yarattı ( yani kendisine benzeyen bir kopya olarak) Yaratılış / Genese : 1:26-27
* Tanrı, “ İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer Yaratalım” dedi.
Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu “
Rab Tanrı göğü ve yeri yarattığında yeryüzünde
yabani bir fidan , bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne
yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insanda yoktu. Yerden yükselen
buhar bütün toprakları suluyordu. Rab Tanrı Ademi topraktan yarattı ve
burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. Rab
Tanrı doğuda Aden’de bir bahçe dikti . Yarattığı Ademi oraya koydu.
Bahçede iyi meyve veren türlü türlü ağaçlar yetiştirdi. Bahçenin ortasına
yaşam ağacıyla iyiyi kötüyü bilme ağacı vardı. Rab Tanrı Aden bahçesine
bakması , onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Sonra Ademin yalnız
kalması iyi değil dedi Ona uygun bir yardımcı yaratacağım dedi. RAB Tanrı
yerdeki hayvanların gökteki kuşların hepsini topraktan yaratmıştı. Ama
Ademin yardımcısını yaratmak için RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi .
Adem uyurken Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle
kapadı. Ademden aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Ademe
getirdi.
Adem “ işte , bu benim kemiklerimden
alınmış kemik Etimden alınmış ettir” dedi “ Ona Kadın denilecek çünkü o
adamdan alındı “
Bu nedenle adam annesini babasını
bırakıp karısına bağlanacak ikisi tek beden olacak. Yaradılış
/genese Ademle Havva 2:4 – 24 )
İnsanın günahı / Yaratılış – Genese :
3 : Rab Tanrı yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı Tanrı
Ademi ve Havva’yı Aden’deki bahçeye yerleştirdi . Onlara burada istediği
ağacın meyvesini yiyebileceklerini istediği pınarın suyunu
içebileceklerini ama bahçenin ortasındaki iyi ve kötüyü bilme ağacıyla
yaşam ağacının meyvelerini yemelerinin yasak olduğunu yerlerse öleceklerini
söyledi. Yılan Kadına “ Tanrı Rab mi ? bahçedeki ağaçlardan hiç birinin
meyvesini yemeyin ”dedi mi diye sordu. Kadın “ bahçedeki ağaçların
meyvelerinden yiyebiliriz “ diye yanıtladı. “ Ama Tanrı Bahçenin
ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin ona dokunmayın yoksa ölürsünüz “dedi
. Yılan “kesinlikle ölmezsiniz , çünkü Tanrı biliyor ki o ağacın meyvesini
yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi
olacaksınız .

Kadın bu sözlere kandı ve meyveyi
koparıp yedi. Yanındaki kocasına da verdi oda yedi. İkisinin Gözleri açıldı.
Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip
kendilerine önlük yaptılar. Birazdan Tanrı geldi onları öyle görünce
olanları anladı , yılanı ve Havayı cezalandırdıktan sonra Ademe döndü ve
dedi ki “Karının sözünü dinlediğin ve sana Meyvesini yeme dediğim ağaçtan
yediğin için Toprak senin yüzünden lanetlendi “ “ Yaşam boyu emek vermeden yiyecek
bulamayacaksın, Toprak sana diken ve çalı verecek , Yaban otu yiyeceksin.
Toprağa dönünceye dek Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü
topraksın , topraktan yaratıldın. Ve yine toprağa döneceksin “ Böylece Rab
Ademi yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Aden bahçesinden çıkardı.
Onu kovdu. Yaşam ağacından yiyip ölümsüz olmasın diye de ağacın başına
nöbetçi dikti. Adem yaratıldığı tarih kutsal kitaplara göre m.ö. 4650
senesi.
İşte böyle dostlarım, dünyada halen
yaşamakta olan tahmini 7,5 milyar kişiden 5,5 milyarı ilk insanın yani
bizim böyle meydana geldiğine inanmaktadır.
Bundan 4650 + 2009 : 6.659 sene
evvel. Tanrının Adem’i sürgüne gönderdiği yerde
Aden bahçesi ( yani cennet de arkeolog
ve bir kısım din bilimcileri tarafından Dicle ve Fırat nehirlerinin
birleşip Basra körfezine döküldüğü yer ve körfezin su altında bulunan bir
kısmı olarak kabul edilmektedir .) nin hemen yanındaki Hazineler
Mağarası ve etrafında bulunan bölgeydi.
İnsan ilk defa burada onu yaratan
Tanrısından ve onun verdiği rahat yaşam beslenme garantisinden yoksun
bilgisiz, ve acemi olarak dünya yüzünde terk edildi.
Yukarıda Michel Ange Tarafından Sixtine
kilisesinin tavanına yaptığı resimde Tanrının Cennette etrafında
melekler ve diğer yardımcıları ve bir kara parçası üzerinde tek başına Adem
. Tanrı elini elinden çekip onu yalnız bıraktığı anı temsil etmektedir.
Aslınsa tavanda evrenin ve dünyanın 6 gün süren Tanrı tarafından
yaratılmasının bütün hikayesi aşağıda resim edilmiştir.

Sixtine kilisesinin tavanında Michel Ange büyük bir
titizlikle dünyanın , hayvanların ,nebatların ve Adem ile Havva ‘nın
yaratılmasını . Sonrada Adem’in sürgüne gönderilmesini ve Yaratılış /
genesis kutsal kitabında ki başlıca olayları çizmiştir.
Evet dostlarım, Atamız Adem Tanrı
tarafından iyinin ve kötünün ne olduğunu öğrendi diye eşi Havva’yla
beraber ilk önce ölüme mahkum edildiler fakat o kadar pişmanlık gösterip
Tanrılarına yalvardılar ki ve o kadar çok gözyaşı döktüler ki sonunda Rahman
olan Tanrı tarafından bazı şartlarla affedilip sürgüne gönderildiler.
Bu şartları kısaca yukarıda gördük, Aden
bahçesinin yanına gidecekler bundan böyle yiyecek ve içeceklerini
kendileri temin edecekler, ve devamlı çoğalıp dünya yüzüne yayılıp Tanrının
Doktrinini yayacaklar. 5000 cennet günü yani insan takvimine göre 5000
sene bu sürgün devam edecek. Eğer kendileri ve çocukları bu zaman zarfında
bu anlaşmaya riayet ederlerse o takdirde bu zaman sonunda bütün sülaleyi
Tanrı tekrar Cennette yerleştirme sözü vermişti.
Şimdi gelelim insanın yapısına. Bu güne
kadar Tanrısı ile ve birbirleriyle olan ilişkilerine.
İnsan ve oğulları yani Ademoğlu Irkı çok
kısa bir zaman içinde Tanrının sabrını sonuna kadar zorlamış ve artık insandan
ümidi kesen Tanrı yinede son bir şans tanımak istemiş insan oğluna ve
Ademin yeni öldüğü zamandan az bir zaman sonra (Adem 930 sene yaşamıştır,
Nuh ise 950 sene)
Çok sevdiği Nuh’a haber göndermiş ve bir
gemi yapmasını ve bütün Dünyadaki hayvan çeşitlerinden bir çifti ( bir
dişi bir erkek) almasını ve bunları o gemiye bindirmesini 40 gün yetecek
onlar için yiyecek almasını kendisi de ailesini almasını ve onlar içinde
yiyecek alıp gemiye binmelerini zira bütün dünyayı su altında bırakıp
diğer insanları öldüreceğini ve yeni nesli Nuh’un sülalesi kuracağını
bildirmiştir. M.ö. 3000 senesinde Tufan olmuş o zaman Nuh 600
yaşındaymış Tufandan sonra yavaş yavaş tekrar dünyayı kurmaya başlamışlar
ve Nuh 350 sene daha yaşayıp 950 yaşında m.ö 2650 senesinde ölmüştür.

Nuh un
Gemisinin aynısının büyük boy maketi –Tufan’ın Karadeniz de olduğu iddiası
O tarihten sonrada Dünyadaki nesle Nuh’un
nesli denilmiştir. ( Ama aslında Ademin nesli Nuh vasıtasıyla biraz
metamorfoz geçirerek devam etmiştir. )
Buraya kadar her şey tahmin ediyorum
açık ve anlaşılabilinecek bir şekilde gelişmiş.
( merak edenler Sayı 2 de Adem ve Havva
Atamız mı ? ve Ademin Kimliği yazılarını ve sayı 4 de de Nuh ve Tufan
yazısını okuyabilirler ) .
Video1Nuhtufanı(sıra1)
Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.
Tabii bütün bu yukarıdaki anlattıklarım Tek Tanrı
Dinine inananların kabul edeceği yaradılış efsanesidir , bunun yanında
yine dünyada büyük bir insan kitlesi ise insanın Darvin’in dediği gibi hayvandan
evrim geçirip Hominid haline gelmesi sonrada yine evrimler geçirerek
çağımızdan
100.000 – 150.000 sene evvel Homo sapien sapien
olarak bugünkü biz haline tekamül etmesi ve Big Bang teorisine
inanmaktadırlar.
Ama neticede neye inanırsanız inanın ister putperest
olun ister Pagan ister Ateist ister İlahi dinlere inanın neticede biz
yani insan bir şekilde bu dünyada var olmuş ve halen de var olmaktadır.
Benim istediğim bu “ İNSANIN “ oluşumuna tesir
eden faktörleri ve genleri inceleyebilmek ve bunları tanımlamak.
Öyle ya halen insanın tarihten beri gelen hayat
hikayesini incelediğinizde karşınıza son derece karmaşık bir karakteri,
adetleri , duyguları olan ve çok değişken kararlar alabilen bir yaratık
çıkıyor ki onu belli bir kategoriye yerleştirmek çok zor hatta imkansız
olmaktadır.
Bugün bir zoolog bir hayvanı incelerken belli hakret
ve vasıflarına bakar ve ona göre bu bir kedigiller familyasına ait bu
maymunlar gurubuna giriyor diye karar verir.
Ama bir insanı incelediğiniz zaman görüyorsunuz ki
olaylara karşın verdiği tepkilerden çok değişik neticeler çıkıyor. Daha da
mühimi aynı olay karşısında insan yüzde yüz ters bir çok karar ve tepki verebiliyor.
Zira hayvanlarda onun reaksiyonlarına hakim olan tepki
merkezleri belirli adettedir. Ve bu merkezler aynı tip olaylar karşısında %
98 aynı tepkiyi verirler.
Karnı acıkırsa , yemek için av arar ve bunun için bir
ölüm makinesine dönebilir, bu o hayvanın iç güdüsüyle karar verdiği bir tepkidir
zira genleri o şekilde tertip edilmiştir.
Aynı şekilde bir dişisine karşı kur yapar ve onun
için her hayvanın yine genlerince ayarlanmış bazı tepkileri vardır.
Kuşlar özel bir ses çıkarıp öterler, veya dişisinin karşısında dans
ederler.
Et oburlar ise dişinin etrafında gezinirler ve
fırsatını bulunca da birazda zorla çiftleşirler , aslanlar kızışmış
olduklarında aynı dişiyle aynı gün arka arkaya çok az aralarla 25
kereye kadar çiftleşirler bu dişisini “fecondé” döllediğinden emin olmak
içindir.
Hayvan çiftleşmeyi her ne kadar iç güdüyle de
olsa sülalesinin devamını sağlamak için yapar ve eş seçerken en büyük
tercih sebebi eşin sağlıklı sağlam ve iri olmasıdır böylelikle
çocuklarında aynı özeliklere sahip olacağını güdüsel olarak düşünür .
Bazı dişi böcekler çiftleştikten sonra erkeklerini
öldürüp yerler bunun iki sebebi vardır bir onun bir protein deposu
olarak görür diğeri de başka bir dişiyle de çiftleşip kendisine rakip
iyi çocuklu başkası olmasın ve sülalenin devamı sadece kendisinde olsun
diye. Tabii bütün bunları düşünmeden sadece iç güdüleri öyle emrettiği
için yerine getirir.
Bunu daha sayfalarca uzatabiliriz muhtelif misaller
vererek.
Ama dikkat ederseniz hayvanlar her zaman aynı
olayda % 98 aynı şekilde hareket ederler. Onlarda çeşitleme çok azdır.
Tabii cinsler arasında büyük farklılıklar olsa bile kökte dikkat
ederseniz cinslerin çoğuna Makro olarak bakarsanız aynı ananelere ve
adetlere uyarlar.
Bazen alışılmış hareketlerin dışında bir tepkide
bulunan hayvan olursa en kısa zamanda gazete ve TV lerde bir fenomen ve
ilginç vaka olarak gösterilir.
Acaba neden hayvanlar olaylara karşı tepkilerinde
çok daha tek düze ve birbirinin aynısına yakındırlar.
Bunun en büyük sebebi Hayvan ( genel olarak bütün
cinsler karışık ) insana nazaran gerek hareket serbestisi ve karar verme
olasılığı daha azdır birde genlerinde tepkisini şekillendirecek
Karar mekanizmalarından yoksundur.
İnsan her ne kadar Darvin’e göre Evrim geçirmiş bir
hayvansa da o evrim sırasında bazı bölümlerde çok büyük değişikliğe
uğrayıp hayvanda sadece bir belirti olarak bulunan bazı özelikler insanda
çok gelişmiş ve kuvvetlenmiş olarak bulunur. Eğer insanın yani Adem’in
Tanrı tarafından Yaratılış kutsal kitabında izah edildiği şekilde
yaratılmış olduğuna inanıyorsanız zaten Tanrı onun kendi suretinde
yarattığına göre İnsanın yaratılıştan Hayvanda veya her hangi bir başka
yerde bulunamayacak kadar değerli çeşitli ve gelişmiş özeliklere sahip
olması gerekir .
Zira o kadar mükemmel ve üstün bir varlıktır ki onu
bu evrende bulunan herhangi bir şeyle mukayese etmeğe kalkmak sadece
abesle uğraşmaktır. İnanışa göre bütün bu evreni ve dünyamızı ve
içindekiler o meydana getirdiğine göre o her şeyi bilen , gören , hakim
olan bir kuvvettir.
Görüyorsunuz hangi yolu seçerseniz seçin insanın
bugün diğer canlılardan üstün olduğu hassaları vardır .
Bunlar kısa ve öz olarak , duygular, muhakeme etme kabiliyeti
, zeka, ahlak ve estetik hisleri gibi . Tabii bunu da daha çok çok
fazlalaştırabiliriz.
Duygular başlı başına çok geniş bir yelpazeyi
kapsamaktadır : sevgi , kıskançlık , kızgınlık, sevinç, gülmek, ağlamak,
istemek , istememek, nefret, açlık , doygunluk, güzelliğe karşı beğeni ,
çirkinlik bunları daha çoğaltabiliriz
Diğer bir taraftan Tanrı veya evrim ona
hayvanınkinden çok daha tekamül etmiş bir beyin vermiş ve en mühimi onun
aynı zamanda kullanım kitabını yani o beyinden nasıl istifade edebileceği
( ancak burada bilim adamları halen normal bir adamın beynin özeliklerinin
ancak % 21 kullanabildiğini iddia ederler ) bu bazı insanlarda % 60 a kadar ilerlemektedir. Buna en güzel misaller Einstein , Kopernik , Newton , Galileo gibi
bilim adamları .
İşte insan beyninde ki bu özelikler sayesinde , insan
hayvandan farklı olarak zeka , hafıza ve kazandığı bilgisini kullanma becerileriyle
hayatını son derece zengin bir duygu dünyasına çevirmiş ve bunun içinde
kendine bir yer yapmıştır. Bu sebeple de bu duygu zenginliğinin
tesiriyle insan aynı olay karşısında çok değişik tepkiler
verebilmektedir .
Bir misal alalım ; farz edelim sizi sevdiğiniz terk
ettiğini düşünün ne yaparsınız ,
Çok üzülürüm ve onunla görüşüp bunun sebebini
öğrenmek isterim
Çok üzülürüm ilk iş olarak acaba bir hatalı davranışta
bulunup bulunmadığımı düşünürüm
Çok üzülürüm barışmak için çareler ararım ve
sevdiğimin gönlünü kazanmağa çalışırım
Fazla üzerinde durmam bir tek omu var dünyada diyip
yeni bir sevgili ararım
Neden terk ettiğini meraktan sorarım cevabı beni
tatmin etmezse ben de onu terk ederim
Son derece kızarım beni nasıl terk edermiş diye
düşünüp ondan hesap sorarım
Ondan hesap sorarım ve vazgeçmezse darp eder döverim
Beni bırakan kimseye yar olmasın diyerek evvela onu
öldürür sonra intihar ederim
Beni nasıl terk edermiş diye gidip onu öldürürüm.
Görüyorsunuz size yukarıda basit bir olay karşısında
bir insanın rahatlıkla yapabileceği kararlar en normalinden en pik
haline kadar.
Peki bu neden böyle bir farklılık meydana getiriyor
insanda , gayet basit yukarda size izah ettiğim gibi insanın karar
verişlerinde hayvanın kinden kat ve kat daha fazla alternatif ve ara
değerler ve tesirler oluyor. Buda çok değişik kararların alınmasına sebep
oluyor.
İnsanda bir de Tanrısından aldığı en güzel duygu olan
“ affetme “ duygusu da genlerine işlemiş durumdadır onun da bu kararların
fazla sert ve kırıcı ,yıkıcı olmamasında payı bulunmaktadır.
Gördüğünüz gibi insan çok zengin bir karakter
yelpazesine sahiptir, buda onu Tabiat da ki her şeyin üstünde ve onlara
hakim bir varlık olmasını sağlamıştır.
Ancak insan karakterinde öne çıkan bir duygu
vardır ki bunu bastırması çok enderdir. Belli olmasa bile aldığı bir çok
kararda ve yaşantısını tertiplemesinde büyük tesiri vardır.
İNSAN YARATILIŞTAN
VEYA EVRİMİNDEN ‘YALNIZ YAŞAMAK İÇİN YARATILMIŞTIR ‘ “
Audio2YalnızımdostlaryalnızTatlıses(sıra2)
Tanrı İnsanı kendi suretinde yaratmıştır : bunu manası
Tanrının İnsanı yaratırken kendi özeliklerinden bir kısmını ona burnuna
üfleyip hayat verirken devir etmiştir.
Tanrı bilindiği gibi Annesi , babası sülalesi ve yaratanı
olmayan yani yoktan var olmuştur.
O her şeye yetecek melekelere sahiptir.
/ Tanrı bir Tanım
Mı * “1-Tanrı
nereden gelmiştir : Evrenimizi yaratanın Tanrı
olduğunu kabul ettikten sonra
cevaplandırılması gereken ikinci mühim soru Tanrının kimliği olmaktadır.
Evrenimizi yaratan Tanrı diye adlandırdığımız Tanımın menşei nedir
yani nasıl var olmuştur. Tanrıya atfedilen sıfatlar arasında yaratılmamışlık
yani her zaman var olmuşluk bulunduğuna göre bunu biraz daha
ileri götürerek onun yaratığını ileri sürdüğümüz maddenin devamlı Var olmuş
olduğunu kabul etsek ne olur. Carl Sagan derki “ Tanrının devamlı varlığını
kabul edebildiğimize göre bir adım daha atıp Evrenin ve Maddenin de devamlı
varoluşunu kabul etsek ne olur ? “ (cosmos sayfa: 257)
Buna verilecek cevap yukarıda ilmen izah
ettiğimiz Evrenin büyümesi ve yakıtının Sonsuz oluşunun ortaya çıkardığı
çözümsüz problemlerdir. Buna karşın biz Tanrının Evrenin Yaratanı olduğunu
ve devamlı var olduğunun
otomatik bir şekilde kabul edilmesi
gerekir diye bir iddiada bulunmamaktayız . Bizim üzerinde durduğumuz asıl
mesele insanların Tanrının kavramı hakkında yanlış bir fikre
kapılmalarından ileri gelmektedir. Büyük bir insan kütlesi Tanrıya fiziksel
ve anthropomorphic (insan benzeri)Bir kimlik tanımaktadırlar ve buda
Tanrının menşei devamlılığı problemini ortaya koymaktadır.
Buna karşın muhtelif
Dini kitaplar ve Tarihte yaşamış Din Alimleri Tanrı için ileri Sürdükleri
isim ve sıfat ve özellikler şöyledir :
İncil
/ John 24 İsa Babası Tanrıyı Samiriyeli kadına anlatırken
“ Tanrı bir ruh / madde dışı varlıktır “ der“
Çölde Sayım / eski
Antlaşma 23 :19 :
“Tanrı
insan değil ki, Yalan söylesin;
İnsan soyundan değil ki
Düşüncesini değiştirsin.”
Yukarıda görüldüğü gibi bu iki yazıtta da Tanrıya Ruhsal bir
Varlık Tanımı verilmiştir.
O bizim yaşadığımız 3 boyutlu fiziksel alemin
ve evrenin dışında bulunmaktadır.
Yeremya 24: 23-24 / Eski antlaşma :
“ Ben yalnız yakındaki Tanrı mıyım?
Uzaktaki Tanrıda değil miyim .”
“ Kim gizli yere saklanır da onu görmem ?
Yeri göğü doldurmuyor muyum ? “ diyor RAB
Tanrı bu sözleriyle Omniseance yani her yerde her zaman
bulunduğunu ifade etmekte.
Mezmurlar 90: 4 Tanrı Adamı Musanın duası
“ Çünkü senin gözünde bin yıl Geçmiş bir gün, dün
gibi
Bir gece nöbeti gibidir.”
Yukarıdaki tarifler çerçevesinde böyle
özelikleri olan bir Varlığın kimin tarafından Yaratılmış olduğu ve nereden
geldiğini araştırmak bence önemini kaybetmektedir
Zira bunun izahını yapabilmek için insan idraki ve bilgisi
yetersiz kalmakta onu Tarif ederken yine yaşadığımız Evren de geçerli
olan bilgiler ve kurallar kullanılacak bunlarda yeterli olmayacaktır.
Zaten Tanrı da kendisini anlatırken Dini kitaplarda şu
kelimeleri Kullanmaktadır.
Eski Antlaşma / yaradılış :
“ Ben Alpha ve Omegayım “
kendisinin her şeyin dışında ve
üstünde olduğunu buna karşı zaman dahil her şeyin yaratıcısı da kendisinin
olduğunu belirtmektedir. Onun için Onu anlamaya çalışırken başka bir şeyle
mukayese etmekle yanılgıya düşeriz . Onun Tâbi olduğu kanun ve şartlar
bizim yaşadığımız 3 boyutlu Evrene uymamakta ve bizim tahmin edemeyeceğimiz
kadar idrakimizin ötesindedir.
Zamanın ve her şeyin başının ve
sonunun kendisi olduğunu ifade etmesi de gayet açık bir şekilde bizim
Evrenin zamanını başlattığını bir zaman gelip de sonlandıracağını; Zamanın
bitmesi ile her şeyin sonunun geleceğini ve gene başlangıçtan evvelki
ortama dönüleceğini ifade etmektedir. Bu kadar büyük özeliklere sahip bir
varlığın kavramını tartışmak ta Abesle iştigalden başka bir şey OLMAMAKTADIR
Tanrıyı herkesin
kendi özgün düşünce - bilgi ve duygularının sentezinde bir değerlendirme
yaparak Adlandırmalıdır. .
Onun varlığını
kabul etmek, veya ret etmek her insanın şahsi fikri sonunda ortaya çıkan
bir hak ve karardır. /
Gördüğünüz
gibi TANRI her zaman yalnız bir varlıktır ve öyle olmak ister , zira
bütün kutsal kitaplarda Kur’anda da olduğu gibi : bana
ortak koşmayın ben TEK ve Yalnızım der.
İşte
insanda onun suretinden yaratılmış olduğu için Tanrı onunda tek başına
olup her şeyin üstesinden gelmesi için ona bu ana karakteri ona hayat
verirken burnundan üflemiştir.
Eğer
Big Bang ve Darvin’in Evrim teorisine inanıyorsanız orada da dikkat
ederseniz hayvanlarında her biri tektir bazıları bu tekliği çok belirgin
bir hayat yaşar muhtelif kedigiller ve et oburlar gibi , Bunun yanında
bazıları sürüler halinde yaşaralar fakat yine dikkat edin bu sürüde ki
hayvanların her biri müstakil bir hayat yaşarlar ama bunlar sırf kendilerini
koruma iç güdüleri yüzünden müdafaa taktikli sürüler kurarlar ve
düşmanlarına böylece daha kolay karşı koyabileceklerini düşünürler.
Bazı
hayvanların aile kurduğu görülür fakat yine dikkatli bir incelemede bu
kurulmuş ailelerin arasında ki birlik bağı bir sevgiye değil sadece cinsi istekler
çiftleşmede kolaylığa bir de karşılıklı menfaate dayanmaktadır. Dişinin
menfaati erkeği tarafından korunması ve çiftleşmek için hazır olması.
Erkeğinki de kendisine hizmet edilmesi ve sülalesinin devam etmesi .
Yalnız
yaşaması ve bütün problemlerinin kendisinin görmesi şeklinde genleri
tertiplenmiş bir yaratık olan insan , fakat dünya yüzündeki hayatına
başladığında uyduğu bu kurallı zamanlar hal edilmesi gereken problem ve
yüklerin artmasıyla ( beslenme , barınma, çoğalma, kendini koruma gibi )
zamanla ilk evvela eşi Havva ve çocukları ile çekirdek aileyi daha
sonralarda kavim ve zaman ilerleyip yerleşik zamana yaşama geçtiğinde de ufak
şehirler meydana getirmiş ve burada konulan ve müşterek hayatta uyulması
gereken kurallar tespit edilmiş bunları da yürütmesi ve şehri orada
yaşayan insanları idare etmesi için hem dini bir lider hem de bir idareci
tespit edilip ona uyulmağa başlanmıştır.
Fakat
dikkatle incelerseniz insan hiç bir vakit bu şartlara yani toplu yaşma
şartların alışamamış ve her fırsatta kendi menfaati ve bazen de kurmuş
olduğu çekirdek ailenin menfaati için diğer insanlarla mücadele etmiştir.
Zaten yine tarihi dikkatlice okursanız ilk çatışma hem de öz kardeşler
arasında ( Ademin iki oğulları arasında yani ilk kurulmuş çekirdek ailenin
içinde üstelik de diğer iki kız kardeşten güzel olanıyla evlenme yüzünden
çıkmış ve kardeşlerden biri öbürünü hiç acımadan başını ezerek öldürmüştür.
) bu daha sonra Peygamberlerin çocukları arasında da yine rekabet ve
kıskançlık yüzünden öz kardeşlerini kuyuya atmaları ile devam etmiştir.
İnsanlık
tarihinin en eski zamanlarına indiğinizde başlayan bu menfaat ve
kıskançlık ve hırs çatışmaları gittikçe kuvvetlenmiş ve iki büyük dünya
savaşına ve milyonlarca insanı ölmesine sebep olacak kadar genişlemiştir.
Daha
da mühimi İlahi dinlere göre Musevilik , Hıristiyanlık ve İslam’a göre
dünyada insan oğlundan evvel Tanrı tarafından yaratılmış başka varlıklar
vardı. Bunlar dünyayı kurmakla vazifelendirilmiş CİN lerdi. Ve yine
Tanrının yardımcıları olan Meleklerdi. Fakat yine kutsal kitaplarda yazıldığına
göre bunlarda Tanrıya karşı gelmişler ve Dünyamızın inşasına
çalışacaklarına muhtelif sebeplerle bir birleriyle savaşmışlar, her türlü
kötülüğü yapmışlar. Ve Tanrı bunları asker meleklerini dünyaya göndererek
onları esir alıp denizdeki bir adaya ve dağların içine hapis etmiş sonrada
insanı yaratmıştır.
Neticede
görüldüğü gibi bırakın kendi gözlemlerinizi fakat İnananların Tanrısı
Allah bile bu yaratıklarından nasıl şikayetçi olduğunu ve onların birer
günahkar olduğunu söylemektedir.
Onun
için insan yalnız doğmak yalnız yaşamak ve yalnız ölmek üzere programlanmış
bir yaratıktır ne kadar cemiyet hayatını yaşatmaya çalışsa da bunda
muvaffak olamayıp hem Dünyayı yaşanmaz bir hale getirmekle uğraşıyor. Hem
de onu yaratan Kudretti sadece üzüyor.
Belki
bir kısmınız benim bu yazıma karşın kızacak veya tasvip etmeyeceksiniz.
Ama önce inandığınız Dinin Kutsal kitabını ( Tevrat ve Zebur – İncil ve
Kuran) okuyun ve inceleyin Tanrının insandan istediklerini iyice öğrenin (
ne kadar basit ve olması gereken şeyler olduğunu göreceksiniz) Sonra’da
yine kutsal kitaplarda ki eski devirde olanları ve Tanrının insanla yaptığı
anlaşmaları ( 7 adet ) inceleyin. Bir de hali hazır dünyaya bakın .
1900
Modern Çağ 1914 -1919 Birinci Dünya Harbi – 1942 – 1946 İkinci dünya
harbi bu iki savaşta ölenlerin sayısı 5 milyon neye çünkü iki tane
manyak Lider diğer memleketlerin topraklarını ele geçirmek istemesi. Aynı
anda bir Irkı yok etmek istemesi ( Musevileri)
Ondan
sonra Komünizm Belası yine bir sapık Stalin iki cephe – Kore Savaşı ve
mevzii savaşlar Demir perde milyonlarca insan Sibirya da kamplarda
öldürüldü veya helak oldu. Demir perde yıkıldı bu kere de oradaki
ülkelerde yaşayanların Milliyetçi ve Dini savaşlar Bosna – Yugoslavya .
Halen
de maalesef Müslümanlığın arkasına sığınarak Afganistan – Pakistan ve
Asya’da ki Din terörleri . Bu nasıl bir insanlıktır. Bunun Tanrının
istediklerine uyan hangi tarafı var.
Ben
sadece şunu söylemek istiyorum kendi fikrime göre : Tanrı son derece
sabırlı ve Affedici ve iyi kalpli bir Kudret ki insanın yaptığı bu kadar
kötülüğe 6.600 senedin katlanıyor ve hoş görüyor
(
Ademin Doğumunu kutsal kitaplara göre M:Ö: 4.650 olduğuna göre + 2009 =
6.659 sene. )
Siz
ne düşünüyorsunuz bu hususta ?
Sevgili okurlarımız
bu yazımız hakkında bize iletişim kurup soru sormak veya fikrinizi
bildirmek için lütfen bilgi@evreninsirlari.net
adresine mail gönderin .
Önümüzde ki ay yeni
bir mevzu ile beraber olma dileğiyle .
Sevgiler dostlarım
Burhan
|