Sayı: 54    Şubat 2010
Ana SayfaSon Sayı:61Eski SayılarZiyaretçi DefteriDergimiz Hakkında
Palletim ve Ben

 

 

 

 

 

Yalnız Adem

 

İnsanın yaratılışı /  Michel Angelo  ChapelleSixtine / Vatikan

 

İnsan Yanlız Doğar , Yalnız Yaşar , Yalnız Ölür

 

 

Sevgili  Dostlar ,

 

Bugün sizinle  her insanın hayatının belli zamanlarında  hissettiği, yaşadığı  bir duyguyu  daha doğrusu bir hakikati konuşacağız.

Tanrı insanı  yaratınca kendi suretinde yarattı ( yani kendisine benzeyen bir kopya olarak) Yaratılış / Genese : 1:26-27 * Tanrı, “ İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer Yaratalım” dedi. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu “

Rab Tanrı göğü ve yeri yarattığında yeryüzünde yabani bir fidan , bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne  yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insanda yoktu. Yerden yükselen buhar  bütün toprakları suluyordu. Rab Tanrı Ademi topraktan yarattı ve burnuna  yaşam soluğunu  üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu.  Rab Tanrı doğuda  Aden’de bir bahçe dikti . Yarattığı Ademi oraya koydu. Bahçede iyi meyve veren türlü türlü ağaçlar yetiştirdi. Bahçenin ortasına yaşam ağacıyla iyiyi  kötüyü bilme ağacı vardı.  Rab Tanrı Aden bahçesine bakması , onu işlemesi için Adem’i oraya koydu.  Sonra Ademin yalnız kalması iyi değil dedi  Ona uygun bir yardımcı yaratacağım  dedi. RAB Tanrı yerdeki hayvanların  gökteki kuşların hepsini topraktan yaratmıştı. Ama  Ademin yardımcısını yaratmak için  RAB Tanrı  Adem’e derin bir uyku verdi . Adem uyurken  Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Ademden aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak  onu Ademe getirdi.

Adem “ işte , bu benim kemiklerimden  alınmış kemik Etimden alınmış ettir” dedi  “ Ona Kadın denilecek  çünkü o adamdan alındı “

Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak  ikisi tek beden olacak.                    Yaradılış /genese  Ademle Havva  2:4 – 24 )

İnsanın günahı  / Yaratılış – Genese  : 3 :  Rab Tanrı yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı  Tanrı  Ademi ve Havva’yı Aden’deki bahçeye yerleştirdi . Onlara burada istediği ağacın meyvesini  yiyebileceklerini istediği pınarın suyunu içebileceklerini ama  bahçenin ortasındaki  iyi ve kötüyü bilme ağacıyla yaşam ağacının meyvelerini yemelerinin yasak olduğunu yerlerse öleceklerini söyledi.   Yılan Kadına “ Tanrı Rab mi ? bahçedeki ağaçlardan hiç birinin meyvesini yemeyin ”dedi mi diye sordu.  Kadın “ bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz  “ diye yanıtladı. “ Ama Tanrı  Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin  ona dokunmayın yoksa ölürsünüz “dedi .  Yılan “kesinlikle ölmezsiniz , çünkü Tanrı biliyor ki o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız .

Kadın bu sözlere kandı  ve meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına da verdi oda yedi. İkisinin Gözleri açıldıÇıplak olduklarını  anladılar. Bu yüzden incir  yaprakları  dikip kendilerine önlük yaptılar. Birazdan  Tanrı geldi onları öyle görünce  olanları anladı , yılanı  ve Havayı cezalandırdıktan sonra  Ademe  döndü ve dedi ki “Karının sözünü dinlediğin ve sana  Meyvesini yeme dediğim ağaçtan  yediğin için Toprak senin yüzünden lanetlendi “ “ Yaşam boyu emek vermeden  yiyecek bulamayacaksın, Toprak sana  diken ve çalı verecek , Yaban otu yiyeceksin. Toprağa  dönünceye dek  Ekmeğini alın teri dökerek  kazanacaksın. Çünkü  topraksın , topraktan yaratıldın. Ve yine toprağa  döneceksin “ Böylece Rab Ademi  yaratılmış  olduğu toprağı işlemek  üzere  Aden bahçesinden  çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacından yiyip ölümsüz olmasın diye de ağacın başına nöbetçi dikti. Adem yaratıldığı tarih  kutsal kitaplara göre  m.ö. 4650 senesi.

 

İşte böyle dostlarım, dünyada halen yaşamakta olan tahmini  7,5 milyar kişiden 5,5  milyarı  ilk insanın yani bizim  böyle meydana geldiğine inanmaktadır.

Bundan  4650 + 2009 :  6.659  sene evvel.   Tanrının  Adem’i  sürgüne gönderdiği yerde

Aden bahçesi ( yani cennet de   arkeolog ve  bir kısım din bilimcileri tarafından Dicle ve Fırat  nehirlerinin birleşip  Basra körfezine döküldüğü yer  ve körfezin su altında bulunan bir kısmı   olarak kabul edilmektedir .)  nin hemen  yanındaki   Hazineler  Mağarası  ve  etrafında bulunan bölgeydi.

İnsan ilk defa burada onu yaratan Tanrısından ve onun verdiği   rahat yaşam  beslenme garantisinden yoksun  bilgisiz, ve acemi olarak  dünya yüzünde terk edildi.

 

Yukarıda Michel Ange  Tarafından Sixtine kilisesinin tavanına yaptığı resimde  Tanrının  Cennette  etrafında melekler ve diğer yardımcıları ve bir kara parçası üzerinde tek başına Adem . Tanrı  elini elinden çekip onu yalnız bıraktığı anı temsil etmektedir. Aslınsa tavanda  evrenin ve dünyanın  6 gün süren Tanrı tarafından yaratılmasının bütün hikayesi  aşağıda resim edilmiştir.

 

Sixtine  kilisesinin tavanında Michel Ange büyük  bir titizlikle  dünyanın  , hayvanların ,nebatların  ve Adem ile Havva ‘nın yaratılmasını . Sonrada  Adem’in  sürgüne gönderilmesini  ve  Yaratılış /

genesis kutsal kitabında ki başlıca olayları çizmiştir.

 

Evet dostlarım,  Atamız  Adem Tanrı tarafından iyinin ve kötünün ne olduğunu öğrendi diye eşi Havva’yla beraber  ilk önce ölüme mahkum edildiler fakat o kadar pişmanlık gösterip Tanrılarına yalvardılar ki ve o kadar çok gözyaşı döktüler ki  sonunda Rahman  olan Tanrı tarafından bazı şartlarla affedilip sürgüne gönderildiler.

Bu şartları kısaca yukarıda gördük, Aden bahçesinin yanına  gidecekler bundan böyle yiyecek ve içeceklerini kendileri temin edecekler, ve devamlı çoğalıp dünya yüzüne yayılıp Tanrının Doktrinini yayacaklar.  5000   cennet günü  yani insan takvimine göre 5000 sene  bu sürgün devam edecek. Eğer kendileri ve çocukları bu zaman zarfında bu anlaşmaya riayet ederlerse o takdirde bu zaman  sonunda bütün  sülaleyi Tanrı tekrar Cennette yerleştirme sözü vermişti.

 

Şimdi gelelim insanın yapısına. Bu güne kadar Tanrısı ile ve birbirleriyle olan  ilişkilerine.

 

İnsan ve oğulları yani Ademoğlu Irkı  çok kısa bir zaman içinde Tanrının sabrını sonuna kadar zorlamış ve artık insandan ümidi kesen Tanrı yinede son bir şans tanımak istemiş  insan oğluna ve Ademin   yeni öldüğü zamandan az bir zaman sonra (Adem 930 sene yaşamıştır, Nuh ise 950 sene)

Çok sevdiği  Nuh’a haber göndermiş ve bir gemi yapmasını ve bütün Dünyadaki  hayvan çeşitlerinden  bir çifti ( bir dişi bir erkek) almasını ve bunları o gemiye bindirmesini  40 gün yetecek onlar için yiyecek almasını kendisi de ailesini almasını  ve onlar içinde yiyecek alıp gemiye binmelerini  zira bütün dünyayı su altında bırakıp diğer insanları öldüreceğini  ve yeni nesli Nuh’un sülalesi kuracağını bildirmiştir.   M.ö. 3000  senesinde Tufan olmuş  o zaman Nuh 600 yaşındaymış  Tufandan sonra  yavaş yavaş tekrar dünyayı kurmaya başlamışlar ve Nuh 350 sene daha yaşayıp  950 yaşında  m.ö 2650 senesinde ölmüştür.

 

 

Nuh un  Gemisinin aynısının büyük boy maketi –Tufan’ın Karadeniz de olduğu iddiası

 

O tarihten sonrada  Dünyadaki nesle Nuh’un nesli denilmiştir. ( Ama aslında Ademin nesli  Nuh vasıtasıyla biraz metamorfoz geçirerek devam etmiştir. )

 Buraya kadar her şey tahmin ediyorum açık  ve anlaşılabilinecek  bir şekilde gelişmiş.

( merak edenler  Sayı 2 de Adem ve Havva Atamız mı ? ve  Ademin Kimliği  yazılarını  ve sayı 4 de de  Nuh ve Tufan  yazısını okuyabilirler ) .

 

                                                             Video1Nuhtufanı(sıra1)

Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.


 

Tabii bütün bu yukarıdaki anlattıklarım  Tek Tanrı Dinine inananların kabul edeceği yaradılış  efsanesidir , bunun yanında yine dünyada  büyük bir insan kitlesi ise  insanın  Darvin’in dediği gibi  hayvandan evrim geçirip Hominid haline gelmesi sonrada yine evrimler geçirerek çağımızdan

100.000 – 150.000  sene evvel  Homo sapien sapien olarak bugünkü biz haline  tekamül  etmesi  ve Big Bang  teorisine inanmaktadırlar.

 

Ama  neticede  neye inanırsanız inanın ister putperest olun ister Pagan ister  Ateist   ister  İlahi dinlere inanın neticede  biz yani insan bir şekilde bu dünyada var olmuş ve halen de var olmaktadır.

Benim    istediğim  bu  “ İNSANIN “  oluşumuna  tesir eden faktörleri ve genleri  inceleyebilmek  ve bunları  tanımlamak.

Öyle ya  halen insanın  tarihten beri gelen hayat  hikayesini incelediğinizde karşınıza son derece  karmaşık  bir karakteri, adetleri , duyguları olan  ve  çok değişken kararlar alabilen  bir yaratık çıkıyor ki onu  belli bir kategoriye yerleştirmek çok  zor hatta imkansız olmaktadır.

 

Bugün bir zoolog  bir hayvanı incelerken belli hakret ve vasıflarına bakar ve ona göre  bu bir  kedigiller  familyasına ait  bu maymunlar gurubuna giriyor diye karar verir.

Ama bir insanı  incelediğiniz zaman  görüyorsunuz ki  olaylara karşın verdiği tepkilerden çok değişik  neticeler çıkıyor. Daha da mühimi aynı olay karşısında  insan yüzde yüz  ters bir çok karar ve tepki  verebiliyor.

Zira hayvanlarda  onun reaksiyonlarına hakim olan  tepki merkezleri belirli adettedir. Ve bu merkezler aynı tip olaylar karşısında % 98  aynı tepkiyi verirler.

Karnı acıkırsa , yemek için av arar ve bunun için  bir ölüm makinesine dönebilir, bu o hayvanın iç güdüsüyle karar verdiği bir tepkidir zira genleri  o şekilde  tertip edilmiştir.

Aynı şekilde bir dişisine karşı  kur yapar ve onun için her hayvanın yine genlerince ayarlanmış bazı tepkileri vardır.  Kuşlar  özel bir  ses çıkarıp öterler, veya dişisinin karşısında dans ederler.

Et oburlar  ise dişinin etrafında gezinirler ve fırsatını bulunca da birazda zorla  çiftleşirler , aslanlar kızışmış olduklarında  aynı dişiyle  aynı gün arka arkaya çok az  aralarla  25 kereye kadar çiftleşirler  bu dişisini  “fecondé”  döllediğinden emin olmak içindir.

Hayvan  çiftleşmeyi  her ne kadar  iç güdüyle de olsa   sülalesinin devamını sağlamak için yapar ve eş seçerken en büyük  tercih sebebi eşin sağlıklı  sağlam ve iri olmasıdır böylelikle çocuklarında aynı özeliklere sahip olacağını  güdüsel olarak düşünür .

Bazı dişi  böcekler  çiftleştikten sonra  erkeklerini  öldürüp yerler  bunun iki sebebi vardır bir  onun  bir protein  deposu olarak görür  diğeri de  başka  bir dişiyle de çiftleşip  kendisine rakip  iyi çocuklu başkası olmasın  ve sülalenin devamı sadece kendisinde olsun diye.  Tabii bütün bunları  düşünmeden  sadece iç güdüleri öyle emrettiği için yerine getirir.

Bunu daha sayfalarca uzatabiliriz  muhtelif misaller vererek.

 

Ama dikkat ederseniz  hayvanlar  her zaman  aynı olayda % 98 aynı şekilde hareket ederler. Onlarda  çeşitleme çok azdır.  Tabii cinsler arasında  büyük farklılıklar olsa bile kökte dikkat ederseniz  cinslerin çoğuna Makro olarak bakarsanız aynı ananelere ve adetlere uyarlar.

 

Bazen alışılmış  hareketlerin dışında bir tepkide bulunan hayvan olursa en kısa zamanda gazete ve  TV lerde  bir fenomen ve ilginç vaka olarak gösterilir.

 

Acaba neden  hayvanlar  olaylara karşı tepkilerinde  çok daha tek düze ve birbirinin aynısına yakındırlar.

Bunun en büyük sebebi  Hayvan ( genel olarak bütün cinsler karışık ) insana nazaran  gerek  hareket serbestisi ve karar verme  olasılığı daha azdır birde  genlerinde  tepkisini şekillendirecek

Karar  mekanizmalarından yoksundur.

İnsan  her ne kadar  Darvin’e göre Evrim geçirmiş bir hayvansa da  o evrim sırasında bazı  bölümlerde çok büyük değişikliğe uğrayıp hayvanda sadece  bir belirti olarak bulunan bazı özelikler insanda  çok gelişmiş ve  kuvvetlenmiş olarak bulunur.  Eğer  insanın yani Adem’in Tanrı tarafından Yaratılış kutsal kitabında izah edildiği şekilde yaratılmış olduğuna inanıyorsanız zaten Tanrı onun  kendi suretinde yarattığına göre İnsanın yaratılıştan  Hayvanda veya her hangi bir başka yerde bulunamayacak kadar değerli çeşitli ve gelişmiş  özeliklere sahip olması gerekir .

Zira  o kadar mükemmel ve üstün bir varlıktır ki onu bu evrende bulunan  herhangi bir şeyle mukayese etmeğe kalkmak sadece abesle uğraşmaktır. İnanışa göre bütün bu evreni ve dünyamızı ve içindekiler o meydana getirdiğine göre o her şeyi bilen , gören , hakim olan bir kuvvettir.

 

Görüyorsunuz  hangi yolu seçerseniz seçin insanın  bugün diğer canlılardan  üstün olduğu hassaları  vardır .

Bunlar kısa ve öz olarak , duygular, muhakeme etme  kabiliyeti , zeka,  ahlak ve estetik  hisleri  gibi . Tabii bunu da daha çok çok  fazlalaştırabiliriz.

 

Duygular başlı başına çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır : sevgi , kıskançlık , kızgınlık, sevinç, gülmek, ağlamak, istemek , istememek, nefret, açlık , doygunluk,  güzelliğe karşı  beğeni , çirkinlik  bunları  daha çoğaltabiliriz

Diğer bir taraftan  Tanrı  veya evrim  ona  hayvanınkinden çok daha tekamül etmiş bir beyin vermiş ve en mühimi onun aynı zamanda  kullanım kitabını yani o beyinden nasıl istifade edebileceği ( ancak burada bilim adamları halen normal bir adamın  beynin özeliklerinin ancak % 21 kullanabildiğini  iddia ederler ) bu bazı insanlarda % 60 a kadar ilerlemektedir. Buna en güzel misaller  Einstein , Kopernik , Newton  , Galileo  gibi bilim adamları .

İşte insan beyninde ki bu özelikler  sayesinde  , insan hayvandan farklı olarak  zeka , hafıza ve kazandığı bilgisini kullanma  becerileriyle  hayatını son derece  zengin  bir duygu  dünyasına  çevirmiş ve bunun içinde kendine  bir yer yapmıştır. Bu sebeple de  bu duygu zenginliğinin tesiriyle  insan aynı  olay karşısında  çok değişik tepkiler verebilmektedir .

Bir misal alalım ; farz edelim sizi  sevdiğiniz terk ettiğini  düşünün ne yaparsınız ,

 

Çok üzülürüm ve onunla görüşüp  bunun sebebini  öğrenmek isterim

Çok üzülürüm  ilk iş olarak acaba bir hatalı  davranışta bulunup bulunmadığımı düşünürüm

Çok üzülürüm  barışmak için çareler ararım ve sevdiğimin  gönlünü kazanmağa çalışırım

Fazla üzerinde durmam  bir tek omu var dünyada diyip  yeni bir sevgili  ararım

Neden terk ettiğini meraktan sorarım cevabı beni tatmin etmezse ben de onu terk ederim

Son derece kızarım  beni nasıl terk edermiş diye düşünüp ondan hesap sorarım

Ondan hesap sorarım  ve vazgeçmezse darp eder döverim

Beni bırakan kimseye yar olmasın diyerek evvela onu öldürür sonra intihar ederim

Beni  nasıl  terk edermiş  diye gidip onu öldürürüm.

 

Görüyorsunuz size yukarıda basit bir  olay karşısında bir insanın rahatlıkla  yapabileceği kararlar  en  normalinden en  pik  haline kadar.

Peki  bu neden böyle bir farklılık meydana getiriyor insanda , gayet basit yukarda size izah ettiğim gibi  insanın karar verişlerinde hayvanın kinden kat ve kat daha fazla alternatif ve ara  değerler ve tesirler oluyor. Buda çok değişik kararların alınmasına sebep  oluyor.

İnsanda bir de Tanrısından aldığı en güzel  duygu olan “ affetme “ duygusu da genlerine  işlemiş  durumdadır onun da bu kararların  fazla sert ve kırıcı ,yıkıcı olmamasında  payı bulunmaktadır.

 

Gördüğünüz gibi insan çok zengin bir  karakter  yelpazesine sahiptir, buda  onu Tabiat da ki her şeyin  üstünde ve onlara hakim bir varlık olmasını sağlamıştır.

 

Ancak  insan karakterinde  öne çıkan  bir  duygu vardır ki bunu  bastırması çok enderdir. Belli olmasa bile aldığı bir çok kararda ve yaşantısını tertiplemesinde  büyük tesiri vardır.

 

İNSAN YARATILIŞTAN VEYA EVRİMİNDEN ‘YALNIZ YAŞAMAK İÇİN YARATILMIŞTIR ‘ “

 

Audio2YalnızımdostlaryalnızTatlıses(sıra2)

 

 

Tanrı İnsanı  kendi suretinde yaratmıştır :  bunu manası  Tanrının İnsanı yaratırken kendi özeliklerinden bir kısmını ona burnuna üfleyip hayat verirken devir etmiştir.

Tanrı bilindiği gibi  Annesi , babası  sülalesi  ve yaratanı olmayan yani yoktan var olmuştur.

O her şeye yetecek melekelere sahiptir.

 

/ Tanrı  bir Tanım Mı * “1-Tanrı nereden gelmiştir : Evrenimizi yaratanın Tanrı

olduğunu kabul ettikten sonra cevaplandırılması gereken ikinci mühim soru Tanrının kimliği olmaktadır. Evrenimizi yaratan Tanrı diye adlandırdığımız  Tanımın  menşei nedir yani nasıl var olmuştur. Tanrıya atfedilen sıfatlar arasında  yaratılmamışlık  yani her zaman var olmuşluk bulunduğuna göre bunu biraz daha ileri götürerek  onun yaratığını ileri sürdüğümüz maddenin devamlı Var olmuş olduğunu kabul etsek ne olur. Carl Sagan derki “ Tanrının devamlı varlığını kabul edebildiğimize göre bir adım daha atıp Evrenin ve Maddenin de devamlı varoluşunu kabul etsek ne olur ? “   (cosmos sayfa: 257)

Buna verilecek cevap yukarıda ilmen izah ettiğimiz Evrenin büyümesi ve  yakıtının  Sonsuz oluşunun ortaya çıkardığı çözümsüz problemlerdir.  Buna karşın biz Tanrının Evrenin Yaratanı olduğunu ve devamlı var olduğunun

otomatik bir şekilde kabul edilmesi gerekir diye bir iddiada bulunmamaktayız . Bizim üzerinde durduğumuz asıl mesele insanların Tanrının kavramı hakkında yanlış bir fikre kapılmalarından ileri gelmektedir. Büyük bir insan kütlesi Tanrıya fiziksel ve anthropomorphic (insan benzeri)Bir kimlik tanımaktadırlar ve buda Tanrının menşei devamlılığı problemini ortaya koymaktadır.

         Buna karşın muhtelif Dini kitaplar ve Tarihte yaşamış Din Alimleri Tanrı için ileri Sürdükleri  isim ve sıfat ve özellikler şöyledir :

İncil / John 24 İsa Babası Tanrıyı Samiriyeli kadına anlatırken

           “ Tanrı bir ruh / madde dışı varlıktır “ der“

 

Çölde Sayım  / eski Antlaşma 23 :19 :

           “Tanrı insan değil ki, Yalan söylesin;

İnsan soyundan değil ki

Düşüncesini değiştirsin.”

 

Yukarıda görüldüğü gibi bu iki yazıtta da Tanrıya Ruhsal bir Varlık Tanımı verilmiştir.

             O bizim yaşadığımız 3 boyutlu fiziksel alemin ve evrenin dışında bulunmaktadır.

 

Yeremya 24: 23-24 / Eski antlaşma :

         “ Ben yalnız yakındaki Tanrı mıyım?

            Uzaktaki Tanrıda değil miyim .”

         “ Kim gizli yere saklanır da onu görmem ?

            Yeri göğü doldurmuyor muyum ? “ diyor RAB

 

Tanrı bu sözleriyle Omniseance yani her yerde her zaman bulunduğunu ifade etmekte.

Mezmurlar  90: 4 Tanrı Adamı Musanın duası

          “ Çünkü senin gözünde bin yıl Geçmiş bir gün, dün gibi

             Bir gece nöbeti gibidir.”

 

             Yukarıdaki  tarifler çerçevesinde böyle özelikleri olan bir Varlığın kimin tarafından Yaratılmış olduğu ve nereden geldiğini araştırmak bence önemini kaybetmektedir

Zira bunun izahını yapabilmek için insan idraki ve bilgisi yetersiz kalmakta  onu Tarif ederken yine yaşadığımız  Evren de geçerli olan bilgiler ve kurallar kullanılacak bunlarda yeterli olmayacaktır.

Zaten Tanrı da kendisini anlatırken Dini kitaplarda şu kelimeleri Kullanmaktadır.

 

            Eski Antlaşma / yaradılış :

 “ Ben Alpha ve Omegayım “

kendisinin her şeyin dışında ve üstünde olduğunu buna karşı zaman dahil her şeyin yaratıcısı da kendisinin olduğunu belirtmektedir. Onun için Onu anlamaya çalışırken başka bir şeyle mukayese etmekle yanılgıya düşeriz . Onun Tâbi olduğu kanun ve şartlar bizim yaşadığımız 3 boyutlu Evrene uymamakta ve bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar idrakimizin ötesindedir.

         Zamanın ve her şeyin başının ve sonunun kendisi olduğunu ifade etmesi de gayet açık bir şekilde bizim Evrenin zamanını başlattığını  bir zaman gelip de sonlandıracağını; Zamanın bitmesi ile her şeyin sonunun geleceğini ve gene başlangıçtan evvelki ortama dönüleceğini ifade etmektedir.  Bu kadar büyük özeliklere sahip bir varlığın kavramını tartışmak ta Abesle iştigalden başka bir şey OLMAMAKTADIR

 

Tanrıyı herkesin kendi özgün düşünce - bilgi ve duygularının sentezinde bir değerlendirme yaparak  Adlandırmalıdır. .

Onun  varlığını kabul etmek, veya ret etmek  her insanın şahsi  fikri sonunda ortaya çıkan  bir hak ve karardır.  /

 

Gördüğünüz gibi TANRI her zaman  yalnız bir varlıktır  ve öyle olmak ister , zira  bütün kutsal kitaplarda Kur’anda da olduğu gibi : bana ortak koşmayın  ben  TEK   ve Yalnızım der.

İşte insanda onun suretinden yaratılmış olduğu için  Tanrı onunda tek başına  olup her şeyin üstesinden gelmesi için ona bu ana karakteri  ona hayat verirken burnundan üflemiştir.

Eğer Big Bang  ve Darvin’in  Evrim  teorisine inanıyorsanız orada da dikkat ederseniz  hayvanlarında her biri tektir bazıları bu  tekliği  çok belirgin bir hayat yaşar muhtelif kedigiller ve et oburlar gibi , Bunun yanında bazıları sürüler halinde yaşaralar fakat yine dikkat edin  bu sürüde ki hayvanların her biri  müstakil bir hayat yaşarlar ama bunlar sırf kendilerini koruma iç güdüleri yüzünden müdafaa  taktikli sürüler kurarlar ve düşmanlarına böylece  daha kolay karşı koyabileceklerini düşünürler.

Bazı hayvanların  aile kurduğu görülür fakat yine dikkatli bir incelemede  bu kurulmuş ailelerin arasında ki birlik bağı bir sevgiye değil sadece cinsi istekler çiftleşmede kolaylığa bir de karşılıklı menfaate dayanmaktadır. Dişinin menfaati  erkeği tarafından korunması ve çiftleşmek için  hazır olması.  Erkeğinki de  kendisine hizmet edilmesi ve  sülalesinin  devam etmesi .

Yalnız  yaşaması ve bütün problemlerinin kendisinin görmesi şeklinde genleri  tertiplenmiş bir yaratık olan insan , fakat dünya yüzündeki hayatına başladığında uyduğu bu kurallı zamanlar hal edilmesi gereken problem  ve yüklerin artmasıyla ( beslenme , barınma, çoğalma, kendini koruma gibi )  zamanla ilk evvela eşi Havva  ve çocukları ile çekirdek aileyi daha sonralarda  kavim ve zaman ilerleyip yerleşik zamana yaşama geçtiğinde de ufak şehirler meydana getirmiş ve burada konulan ve müşterek hayatta uyulması gereken kurallar  tespit edilmiş bunları da yürütmesi ve şehri  orada yaşayan insanları idare etmesi için  hem dini  bir lider hem de bir idareci tespit edilip ona uyulmağa başlanmıştır.

Fakat dikkatle incelerseniz insan  hiç bir vakit bu şartlara yani toplu yaşma şartların alışamamış ve her fırsatta  kendi menfaati ve bazen de kurmuş olduğu çekirdek ailenin menfaati için diğer insanlarla  mücadele etmiştir.  Zaten  yine tarihi dikkatlice okursanız  ilk çatışma  hem de öz kardeşler arasında ( Ademin iki oğulları arasında yani ilk kurulmuş çekirdek ailenin içinde üstelik de  diğer iki kız kardeşten güzel olanıyla evlenme yüzünden çıkmış ve kardeşlerden biri öbürünü hiç acımadan başını ezerek öldürmüştür. ) bu daha sonra  Peygamberlerin çocukları arasında  da yine rekabet ve kıskançlık  yüzünden öz kardeşlerini kuyuya atmaları ile devam etmiştir.

İnsanlık tarihinin en eski zamanlarına  indiğinizde başlayan bu menfaat ve kıskançlık ve hırs  çatışmaları  gittikçe kuvvetlenmiş  ve iki büyük dünya savaşına  ve milyonlarca insanı ölmesine  sebep olacak kadar genişlemiştir.

Daha da mühimi  İlahi dinlere göre Musevilik , Hıristiyanlık ve  İslam’a göre dünyada insan oğlundan evvel Tanrı tarafından yaratılmış  başka varlıklar vardı. Bunlar dünyayı kurmakla vazifelendirilmiş  CİN lerdi.  Ve yine Tanrının  yardımcıları olan Meleklerdi. Fakat yine kutsal kitaplarda yazıldığına göre bunlarda  Tanrıya karşı gelmişler  ve  Dünyamızın inşasına  çalışacaklarına muhtelif sebeplerle bir birleriyle savaşmışlar, her türlü kötülüğü yapmışlar. Ve Tanrı bunları asker meleklerini dünyaya göndererek onları esir alıp  denizdeki bir adaya ve dağların içine hapis etmiş sonrada insanı yaratmıştır.

 

Neticede görüldüğü gibi   bırakın kendi  gözlemlerinizi fakat İnananların Tanrısı  Allah bile  bu yaratıklarından nasıl şikayetçi olduğunu  ve onların birer günahkar olduğunu söylemektedir.

 

Onun için insan yalnız doğmak yalnız yaşamak ve yalnız ölmek üzere programlanmış bir yaratıktır ne kadar cemiyet hayatını yaşatmaya çalışsa da bunda muvaffak olamayıp hem Dünyayı  yaşanmaz bir hale getirmekle uğraşıyor. Hem de onu yaratan  Kudretti  sadece üzüyor.

 

Belki bir kısmınız benim bu yazıma karşın  kızacak veya tasvip etmeyeceksiniz. Ama  önce  inandığınız Dinin Kutsal kitabını (  Tevrat ve Zebur – İncil ve Kuran) okuyun ve inceleyin Tanrının  insandan istediklerini iyice öğrenin ( ne kadar basit ve olması gereken şeyler olduğunu göreceksiniz) Sonra’da yine kutsal kitaplarda ki eski devirde olanları ve Tanrının insanla yaptığı anlaşmaları  ( 7 adet )  inceleyin. Bir de hali hazır  dünyaya bakın .

1900  Modern Çağ   1914 -1919  Birinci Dünya Harbi – 1942 – 1946 İkinci dünya harbi  bu iki savaşta  ölenlerin sayısı 5 milyon  neye çünkü iki tane manyak  Lider diğer memleketlerin topraklarını ele geçirmek istemesi. Aynı  anda bir Irkı yok etmek istemesi ( Musevileri)

Ondan sonra Komünizm Belası  yine bir sapık Stalin  iki cephe – Kore Savaşı  ve mevzii savaşlar Demir perde  milyonlarca insan  Sibirya da kamplarda öldürüldü veya helak oldu.  Demir perde yıkıldı bu kere de oradaki ülkelerde yaşayanların  Milliyetçi ve Dini savaşlar Bosna – Yugoslavya .

Halen de maalesef  Müslümanlığın arkasına sığınarak  Afganistan – Pakistan  ve Asya’da ki  Din terörleri .  Bu nasıl bir insanlıktır. Bunun Tanrının istediklerine uyan hangi tarafı var.  

 

Ben sadece şunu söylemek istiyorum kendi fikrime göre  : Tanrı son derece sabırlı ve Affedici ve iyi kalpli bir Kudret ki insanın yaptığı bu kadar kötülüğe  6.600 senedin katlanıyor ve hoş görüyor

( Ademin Doğumunu kutsal kitaplara göre  M:Ö: 4.650  olduğuna göre + 2009 =  6.659  sene. )

 

Siz ne düşünüyorsunuz  bu hususta ?

 

Sevgili okurlarımız  bu yazımız hakkında bize iletişim kurup soru sormak veya fikrinizi bildirmek için lütfen   bilgi@evreninsirlari.net   adresine mail gönderin .

 

Önümüzde ki ay yeni bir mevzu ile beraber olma dileğiyle .

Sevgiler  dostlarım

Burhan

 

 

Evrenin  Sırları  ©®   Sayı  54    Palettim ve Ben   :    Yalnız  Adem          Sayfa 07    / 217 – 217 – 217 /

 




Ana Sayfa'ya Dön