|
Sayın okuyucularımız sizlere dizimizin ikinci bölümünde
Tanınmış Falcıları, Büyücülerin, Din Adamlarının ve bilim adamlarının ve
kutsal Din kitaplarında MAJİ – BÜYÜ – SİHİR- WOODOO hakkında düşündükleri
hakkında bilgi vermeğe devam edeceğiz
Bu sayımızda :
Bilinç Dışı Güç
Büyünün Tarihçesi
Uzak Doğuda büyü
Video1birkadınatecavüzedekötüruh(sıra1)
Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.
Video2CarlaCamptonİtalyadabüyücülüktenhapis1982(sıra2)
Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.
Video3BrezilyadaKarabüyü (sıra3)
Bu videoyu oynatmak için Flash Player'i yükleyiniz.
Bilinç Dışı Güç : “ çünkü insan ,
kendi mekanizmasını harekete geçiren bir makinedir. O; duru görüye ya da
acılarını hafifletebilme yeteneğine sahip olabilir , ama bunun farkında
değildir.
Öte yandan hem makine , hem de bir
teknisyen olduğunu bilmediği için , giderek doğadan uzaklaşır ve yapay
kavramlardan yardım umar . Bu yapaylık onu ağır ağır mahvederken , doğal
Yasaları ve yaşam denen hareketi yeniden
keşfedip belirleyen birine rastlayacak olursa ona büyücü der. “
Pierre Derlon : Büyücü ve efsaneler
Arasında
Bir kez daha Pletsimograf :
John Mihalasky aslında birazcık meraklıydı
. Kendisinden , Douglas Dean tarafından sürdürülen
Denemelere fakülte danışmanı olarak
yardımcı olması ve Newark Mühendislik Koleji ile burada yapılan Psi
projesi arasında bağlantı elemanı olarak hareket etmesi rica ediliyordu.
Mihalasky’nin kanısı “ duyu dışı
algılama “ olgusunun - tabi böyle bir şey varsa - bir takım araçlar
yardımıyla gözlemlenebilir hale getirilmesinin pek de mümkün
olamayacağıydı. Ama Douglas Dean ‘ın Psi faktörünü araştırdığı yerden
gelen haberler , bunun “ işlediği “ yolundaydı. Bu yüzden işi şöyle bir
kurcalamaya karar verdi.
Kendisinin de bir teste katılması
istendiğinde bunu kabul etti. Böylece iş bozan biri olarak görünmeksizin
durumu kendi gözüyle inceleyebilir , bir aldatmaca olasılığını , kasti
olmasa bile varılan yanlış bir sonucu gözler önüne serebilirdi.
Asistanlara ,kendisi için duygusal
anlamları olan beş tane ad verdi ve bunlar fişlere işlendi.
Daha sonra Douglas Dean onu bir odaya
götürerek , kollukları da bulunan rahat bir koltuğa
Uzanmasını rica etti. Bu sırada
parmağının birine plastikten yapılma bir tür kılıf geçirildi bundan
çıkan bir kablo duvarın içinden öteki odaya uzanıyordu . Öteki taraftan
bir ses gelmemekteydi. Ne bir cihaz gürültüsü ne de kartların hışırtısı.
Douglas Dean’in açıklamasına göre
parmaktan çıkan kablo yan odadaki pletsimografa bağlıydı .
“Pletismograf denilen aygıtla, damarların genişlemesi
ve kasılmasından yararlanarak organların hacimlerindeki değişiklerin grafik
olarak saptanması; elde edilen çizgilere Pletismograf adı verilir.” Parmağın ve
bunun üzerindeki kılıfın oda ısısıyla aynı düzeye gelmesi için geçen on
beş dakikalık bir süreden sonra deney başladı. Asistanlar kartları
karıştırdılar hangi kartın çekileceğini Douglas Dean’de bilmiyordu.
Çekilen kart boş olabileceği gibi kendisi veya John Mihalasky tarafından belirlenen
Duygusal anlam taşıyan
kartlardan biri de olabilirdi. Test gereği on beş kart ve bu arada beş
tane de boş çekilecekti. Testi uygulayan da buna katılan da kartlardan
sadece beş tanesini tanımaktaydı. . Bunlar daha önceden seçilmişti .öteki
kartların neler olduğu bilinmemekteydi. Mihalasky kartlar üzerine
konsantre olurken öteki odada tarafsız gözlemci de pletsimografa dikkat
edecekti. Deney süresi yaklaşık yirmi dakika olmakla beraber bunun tam
olarak başladığı ve bittiği an bildirilmeyecekti. Ayrıca isimler üzerinde
konsantre olmaya gerek yoktu , gönderim işlemi düzensiz aralıklarda
olacaktı. Mihalasky’ ye zihnini boş bir hale getirmesi önerilmişti. ,
bunu yapmak için daha da gerginleşebilirdi. Düşüncelerini öylece kendi
haline bırakması yeterli olacaktı.
Douglas Dean odadan çıktı.,
bunu yaparken de ışığı ve kapıyı kapattı.
John Mihalasky ucu kılıflı
parmağını bir yere dayamış öylece yatıyordu. Çevrede en ufak bir ses
duyulmamaktaydı. Bu arada bir takım düşüncelerle ilgili görüntüler
kafasının içinde oynaşıp duruyordu . İşi kolejde ki gerilim , ailesine
yeteri kadar zaman ayıramayışı . Bu arada bazı korkular da duymuyor
değildi. Ya burada temelli bırakılırsa ? O zaman tıpkı bir uzay
kapsülünde tıkılı kalmış gibi olacaktı.
Aradan uzun bir zaman geçti ,
düşünceleri bir yerde durmaksızın oradan oraya sıçramıştı. Tam da
sonucun tümüyle başarısız olacağını kafasında geçirdiği sırada odaya
giren Douglas Dean yeni bir dizi terste katılıp katılmak istemediğini sordu.
Mihalasky2ye kusursuz bir medyum olduğunu söylüyordu. . Daha sonra pletsimografa
gören Mihalasky bir takım uzun çizgilerin belli noktalarda ve aynı
anda farklı yükseklikte eğriler çizmiş olduğunu gördü.
Eğrilerde ki yükseklik
farkının nedeni isimlerin duygusal açıdan değişik nitelikler
taşımasıydı. Douglas Dean ‘ın adı yalnızca ufak bir beyin işlevine yol
açarken kendi adı ,parmak ucundaki kan miktarında oldukça büyük bir azalmaya
neden olmuştu. Boş kartlar ya da bunların üstündeki rastlantısal
isimler üzerindeki konsantrasyon sonuçları da benzer nitelikteydi.
Bunun üzerine kendisine
uygulanan 43 dizi testin otuz sekizinde yoğun tepki gösterdi. Bu arada
kendisine gönderilen isimlerin ne olduğunu bilmiyordu bile. Bunları
arasında küçük kızınkinin yanında hiç hışlanmadığı bir meslektaşının ki de
vardı. Denemeler daha da genişletildi . En sonunda görüldü ki Her 4
deneyin birinde iyi sonuca varılıyordu. Testler daha
Zorlaştırılmış şartlar altında
sürdürülürken gönderici ve alıcının arasında ki uzaklık 1000 km çıkarılmıştı.
Douglas Dean’in vardığı
sonuçlar açıklanışının hemen ardından bazı para psikolojik ütopyalar ütopyalar
geliştirilmeğe başlandı. Bu canlı iletişim sisteminden yararlanarak
saniyenin çok kısa bir parçası içinde tüm evrenle iletişim kurmak ya da ay
‘ın arka yüzünden haberleşe bilmek gibi .
Pltsimograf denemeleri Psi
denen şeyin varlığına bir kanıt; çünkü bir düşünce olgusu , bir
konsantrasyon hareketi paranormal bir şekilde öbür bedeni
etkileyebilmekte. Biraz da psikokineziyi andıran bu durum gerçekte bilinçaltını
etkileyen bir telepati .
Bu insan ruhunun gelişip
mükemmelleşme özelliğine sahip oluşudur.
Bugün parapsikologların Psi
diye adlandırdıkları şeyleri bilinç Dışı bilgiler, insanda var olan
yeteneklere yönelmiş ve bilinç tarafından kaydedilmeyen çok ince nitelikli
bedensel değişimler olarak tanımlayabilir miyiz ?
Pek çok bilim adamı böyle
düşünmektedir
BÜYÜ – Bir
Yeteneğin Tanımlanışı : Parapsikoloji ile ilgili pek
çokkitap içerdikleri şeylerden çok daha fazlasını vaat eden başlıklar taşır.
Hans Bender kitaplarından
birine Bizlerdeki altıncı Duygu. Başlığını koymuştur. Ama orada sözü
edilen Psi olayları incelendiğinde böyle bir olguyu “ bizim “ diye
adlandırmanın zor olacağını görüyoruz. Russel Targ ve Harold Puthoff ‘un
araştırma raporlarını dilimize aktaran çevirmen buna “ Herkes Altıncı
Duyuya Sahiptir “ başlığını yerleştirmiştir. Bu “ Herkes” deyimiyle
profesyonel Psi yıldızları amaçlanıyor olmalı ……..
Hans Holzer de şöyle diyor .
Duyular üstü denen şey apaçık var olan bir olgudur. Siz e altıncı duyunuzu
keşfedin “ ancak bu alanda fakirler, büyücüler, ruhlar ve değişik
düşünceler öylesine baskın durumda ki Psi ile ilgilenen bir halk
toplumuna yer bile kalmıyor.
Peter Andreas gibi yazarlar
“ Günlük yaşamda Psi “ gibi konuları göz alıcı bir şekilde ortaya
koymaktalar sa da sözü edilen bu “ günlük yaşam “ ın belli bir düzeyin
üstündekilerle ilgili olduğu görülüyor.
Her medyumda belli bir
potansiyelin var olduğu ve bu kişilerin belli çevreler içinde paranormal
etkinlikler gösterdikleri görüşüne prensip olarak karşı çıkmamakla
beraber bu tür kişilerin neden oldukları bir takım olaylar bizlerin
Alışılmış düşünce şekillerinde kargaşa yola açıyor.
O halde Psi gücünü kendinde
depolamak ve paranormal etkinlikler göstermek özel bir yetenek mi
gerektirmektedir . İsrail Parapsikoloji Derneği başkanı Heinz C.
Berendth bu hususta şöyle demektedir. “ Sıradan kişilerle paragnostlar
( psi yetenekli insanlar ) arasında ki temel fark , birincilerin yalnızca
rastgele nitelikli paranormal deneyler geçirmelerine karşın , iyi bir
paragnostun sürekli olarak veya sık sık paranormal yeteneklerini
gerçekleştirebilme özelliği göstermesidir. “
“Bu tür yeteneğe sahip biri
dış dünyayla bağlantısını keserek, yabancı nitelkili serüvenler yaşamakta
ve bunların oluşturduğu etkiyi ya apaçık ya da semboller aracıyla
çevresindekilere aktarmaktadır “ İşte bir tutarsızlık daha : Hem Psi
yeteneği için geneldir deniyor hem de ancak pek az kişi bundan
yaralanabiliniyor .
Ama burada şu soruyu soralım
: yararlanma nedir . Diyelim ki biri benim çocuğumun öldüğünü dakikası
dakikasına biliyor, bir başkası tabak çanağı birbirine katıyor ,
poltergeist türünden gürültülere yol açıyor ya da çatalları büküyor. Bir
diğeri ir kömür madeninde kaymağı görmekle beraber , bunu nerde tam
olarak hangi gün ve saatte olacağını söyleyemiyor. Bunlardan bir
yararlanmadan söz edilebilinir mi?
Parapsikologlar bilinçaltı
düzeyden daha yukarıya çıkamayan orada saklı kalan olsa olsa bir takım
bedensel tepkilere yol açan Psi bilgilerine kayıp bilgiler gözüyle
bakıyorlar. , Bunların tüm projeleri amaç ve ütopyaları bir noktaya
yöneliktir : Psi faktörünü tıpkı bir virüs gibi yalıtmak, onun yapısını
etkinlik türünü tanımlamak . Böylece artık yalnızca seçilmiş kişiler
değil herkes Psi bilgilerini bilinç katmanına yükseltebilecektir.
Çoğu zaman yeteri kadar işaret
var olduğu halde, hemen sonra gelebilecek durumu görmemiz mümkün olmaz.
Felsefe Prof. C.D. Broad
1949 yılında şunlar yazıyordu . “ paranormal algılama ve akış gerçekten
varsa bunların ender durumlarda gerçekleşen ya da laboratuarlarda
deneysel olarak kanıtlanan şeyler şeklinde kalmayacakları büyük bir
olasılıktır. Çok olası bir başka durumda bu gibi olguların sürekli
olarak bizlerin günlük yaşamının gerisinde bir takım etkinlikler
sürdürdükleridir. Bir kişiye karşı duyulan sempati yada antipati , bir
takım işlere karşı beslediğimiz tutum ve duygular , görünür bir neden
olmaksızın ve birdenbire doğan fikirler , bazı insanlara karşı kendiliğinden
gösterilen tepkiler ….. tüm bunların paranormal bir akışım ve algılamayla
kararlaştırılıyor olması mümkündür. “
Büyünün
Tarihçesi : İlkel İnsan ve Büyü , “ İlkel “ dediğimiz insanın
yaşamı hakkındaki bilgilerimiz , tüm bulgulara rağmen oldukça sınırlı
kalmakla birlikte , ilkel insanın büyülü bir dünyanın içinde yaşadığını
söylemek hiç de yanlış olmaz. Bilgilerimiz , eskiye dnük olarak kısıtlı
kalsalar da halen dünyamızda var olan ilkel toplumlara ( Avusturya ,
Afrika, Güney Amerika ‘da ) baktığımızda büyünün nasıl bir “ yaşam şekli”
olduğunu büyücünün ne kadar
Önem kazandığını görmüş
oluruz. Bir başka işaret ilk çağlardan mağara insanlarından kalma
duvar resimleri ve nesnelerdir. İlkel insan adeta zorunlu olarak büyülü
bir dünyanın içinde yaşıyor ve kısıtlı bilgisi bu dünyada git gide
gizemler katıyor . Her taraf tan gelen tehlikelerin içindedir bu insan .
Hayatını korumaya çalışmaktadır , hayatını korumaya çalışmaktadır. Hayatını
koruyabilmesi için geçerli etkin , maddi (silah) veya manevi (büyü )
önlemler aramaktadır. . Bu konuda ilkel insan bir ikilem yaşamaktadır.Onu
en iyi şekilde koruyabilen elindeki mızrak veya balta mı yoksa kabile
büyücüsünün büyüsel işlemleri midir ?
Kişinin veya kabilenin
topluluğun zor anlarında büyücü karşımıza çıkar . O doğadan veya doğa
ötesinden gelen her çeşit tehlike ile mücadele etmesini bilendir.,
yönetici şifacı kurtarıcıdır. Bir bilginin taşıyıcısıdır. O ruhlarla ,
tanrılarla ilişki kurmasını bilendir. Büyücü büyülerine ayinlerine
aktardığı bilgi ile hem koruyor hem de korunuyor.
Ama ya büyü işlemezse ? !!
Her çağın büyücüsü bu soruya
her zaman bir cevap bulur ve yüzyılların geçmesine rağmen bu cevap hiç değişmez
, büyücüye başvuran çaresizi hep aldatır. İşlemeyen büyü yoktur, deniliyor
, ancak işlemediyse denmek ki ya formül , dua yanlış telaffuz edildi ,
işlem kurallara göre yapılmadı veya karşıt güç araya girdi.
Dünde bugüne büyücü her
zaman bu mantıkla , bu savunma ile kendini korur. “ müşterisi “ ne hiç
garanti vermez ( aldığı ücreti geri vermediği gibi )
Büyücülüğün başlangıç tarihini
ve ilk şekillerini saptayabilmek kanımızca olanaksızdır. Buna karşın
büyücülüğün ana vatanını Orta Doğu olduğu açıktır. 5000 yıl öncesin
gittiğimiz de karşımıza örneğin , iki “ büyülü “ uygarlık çıkıyor.
Mısır ve Sümer. Her ikisini de gerek büyü gerekse sihir ve yıldız bilim
hem inançlara hem de kurallarına bağlıdır. Sümer de büyücü / sihirbaz
aynı zamanda bir baş rahiptir. Bir “ aşipu “ ve işlemlerini ayinlerini
tanrıların yardımı ile yapmaktadır. Öte yandan Mısırda büyücülük “
resmi” dir, dinsel ve ayinseldir. Burada da büyücü bir rahiptir en yüce
sihirbaz ise Firavun’un ta kendisidir ve firavun Hz. Musa ile olan
karşılaşmada görüldüğü gibi büyücü rahiplerinden de yararlanmaktadır.
Orta doğu’nun eski ve büyük
uygarlıkları büyüyü ve özelikle sihri bir kuram ve kurum haline
getiriyorlar , putperest ya da bol tanrılı dinlerde olduğu gibi. Yahudilerin
tek Tanrı inancı ile büyücülüğün saltanatı sarsılıyor, büyücülüğe karşı
resmen savaş açılıyor. .
“ efsuncu kadını
yaşatmayacaksın “ Tevrat , çıkış 22:8
“Cincilere ve bakıcılara
dönmeyin , murdar olmak için onları aramayın ; Ben Allahınız Rab’ım” Tevrat
, Levililer 19,31
Bundan böyle semavi dinlerde
büyücülük yasaklanacak , büyücüler lanetlenecektir.
Etnolog İvar Lissner “ Tanrı
ve sihir” ( God and Magic ) adlı kitabında ilginç bir tezi öne sürüyor
. Lissner ‘e göre ilkel insan da tek bir Tanrıya inanırdı , ancak
büyücülerin ve kabile
Şamanlarının etkisi altında ,
Çok tanrılığa putperestliğe itildiler. Ortada bir gerçek var , bizden 70
– 80 000 yıl önce yaşayan ve ilkel dediğimiz insan bir inanca sahipti.
Ola ki bu inanç - Cro-Magnon ve Neanderthal dönemleri arasında bazı
ayin uygulamalar bazı büyüsel batıl itikatların dürtüsü ile değişmiş
büyücülük bu ilk inancı hedefinden saptırmıştır (Colin Wilson
Gizem ( the Occult) Mayflwer
Books St. Albans 1971.)
Eski Mısırda Büyü : Eski
Mısırdan bize kadar ulaşan kaynaklarına baktığımızda sihir ve
büyücülüğün sihirsel ve büyüsel adların , büyülerin tılsım ve
formüllerin Mısır Din hayatında geniş bir yer işgal ettiklerini görürüz.
İlginçtir ki bu tür inançlar Mısır ‘ın uygar başlangıçlarından son dönemin
kadar, fazla bir değişiklik göstermeden sürüyorlardı. Bunun temelinde
tartışılmaz bir gerçek yatıyor : Eski Mısırlılar için sihir ve büyü dinsel
bir öğretidir. Bu süreklilikte dolayıdır ki antik uygarlıkların arasında
Mısır büyü ve sihir konusunda daima üstünlük taşımıştır.
Kaynaklara baktığımızda Nuh
Peygamber ‘in oğlu Şem üç yüz yaşına iken yani tufandan 190 yıl sonra
Mısıra yerleşir ve orada 161 yıl boyunca ülkeyi yönetir. Şem döneminde
Mısır sihrinin en yüksek en inceltilmiş noktasına vardığı söyleniyor.
Yahudi geleneğinde de Hz. Nuh yüce bir sihirbaz olarak gösterilir., bir çok
gizli metinlere sahip olduğu söylenir.
Ve Hz Süleyman…..
“ Tevrat ve kuran da bu kralın
mucizelerinden uzun boylu söz edilir” hatırlatıyor Şah İdris , “ bin bir
gece masalları türünden masallarda ( masal kitaplarında) yaşamı
anlatılır. Daha geç dönemlerde Avrupa da yazılan büyü kitaplarında Hz.
Süleyman’ın adı yeraltın da hazineler bulmak için kullanılırdı….
Özelikle Arap Tarihçileri bu olağanüstü kralın gizemli uğraşlarını
büyük titizlikle aktarırlar. İdris Şah Doğu Büyüsü ( Oriental Magic )
Çev. Osman Yener Say yayınları 1996)
Mısır büyücülüğü konusunda
Hz. Musa da bizlere önemli malzeme getiriyor.Hz. Musa Mısır Sarayında
büyüyen eğitilen bir Yahudi’dir ve içinde iki önemli gelenek taşıyor .
Bu yüzden de Nil büyücülerine karşı giriştiği mücadele de asasını veya
sihirli değneğini kullanarak üstün çıkıyor.
E.A. Wallis Budge !a göre
mısırda büyüye inanç Tanrılara inançlardan daha da eskidir.
Mısır’da büyü hayatın her
kademesinde olduğuna göre tıpta da karşımıza çıkıyor, tıbbi reçeteler,
cerrahi ameliyatlar büyülerle baş başa gidiyorlar.
Tanrı Hermes’in dediği gibi . “
Ey Mısır , Mısır ! Gelecek kuşaklar için düşüncenden ve yüce esrarlarından
, sıradan insanlar için anlaşılmaz , taşlara kazılı işretler kalacaktır.
Ama bunlar bile yüzyıllar boyunca seni ölümsüzleştirmeğe yetecektir “
Yahudilerde Büyü : Bizans kaynakları
adı Aaron olan ve I Manuel Commenos döneminde (1122-1180) yaşayan bir
büyücüden söz eder. Kara Büyü yapan cinlerin yardımı ile ölü falını
uygulayan Aaron tutuklandığında dili kesilir ve gözleri oyulur.
Büyücü Aaron Asurlular ‘dan
Yahudilere geçen Mısır ile boy ölçüşen bir geleneğin kötü örneklerinden
biridir. Yahudi büyücülüğünün gerçek kaynaklarına ulaşabilmek hiç de
kolay değildir çünkü karmaşıklığı içinde , binlerce yıllık bir bilginin
basamağıdır.
“Samariler!e göre” diyor Aba
Vangh , 1 bütün büyüsel öğreti tek bir kitaba dayanmaktadır. Hz Adem ‘in
Cennetten alıp beraberinde getirdiği “ işaretler kitabı “ . Aslında bu
bugün “ Raziel’in Kitabı “ olarak bilinen metindir . “
Enoch ‘ın Kitabı “ Hz. Süleyman ve Hz Musa’nın mitoslaşmış miraslarına
dahil olan bir başka kitaptır “ ( Aba Vangh Sihirler (les Magies ) ed.
Savoir pour etre Bruxelles 1991 )
Destansı Yahudi büyüsel
kitaplar ve kaynaklar uzun süre kayıp sayılıyor, bir kısmı ise Arapça
çeviriler ile ortaya çıkıyor.
Yahudi büyücülüğü ve falcılığı
konusunda Tevrat ilginç ve açıklayıcı bir metindir.
“bu efendimin ondan içtiği ve
hem de onunla fala baktığı kase değil midir.” Tevrat , tekvin 44,5
“ Ve Elişa ona dedi: bir yay
ile ok al. Ve kendisine bir yay ile oklar aldı. Ve İsrael kralına dedi:
Elini yayın üzerine koy, ve elini koydu. Ve Elişa ellerini kralın üzerine
koydu ve dedi : şark tarafından pencereyi aç, ve açtı. Ve Elişa : Oku at
dedi, ve attı. Ve dedi Rabb’in kurtarış oku , Suriye ‘ye karşı kurtuluş oku
, çünkü Suriyelileri bitirinceye kadar onları afekte vuracaksın.. Ve dedi
: okları al , ve aldı . Ve İsrail kralına dedi : yere vur ve üç kere vurup
durdu. Ve Allahın adamı ona karşı öfkelenip dedi. : Beş veya altı kere
vurmalıydın., o zaman Suriye yi bitirinceye kadar onu vurmuş olurdun.
Fakat şimdi Suriye’yi üç kere vuracaksın.” Tevrat Krallar 2,13, 15, 19.
“ Ve size fısıldayan ve
mırıldayan cincilere ve bakıcılara danışın, derlerse , bir kavim kendi
Allah’ına danışmaz mı* yaşayanlar için ölülere mi danışılır ? deyin “
Tevrat İşaya 8 ,19
Yahudilik temelde büyücülüğe
karşıdır ancak kimi büyüsel işlemler de içeren kehanete açıktır.
“ Aldığın öğütlerin
çokluğundan yoruldun: Müneccimler yıldızlara bakanlar , aybaşlarında ne
olacağını bildirenler , şimdi kalksınlar da başına gelecek şeylerden seni
kurtarsınlar. “ Tevrat İşaya 47 ,1
Yahudi büyücülüğü gördüğümüz
gibi gerçek veya destanımsı kaynak kitaplara bağlıdır. Bunlardan biri olan
Zohar içerdiği iblis melek cin şeytan ve ruh bolluğu ile 14 yüzyıldan
başlamak üzere Avrupa ‘da kullanılmaya başlanılıyor ve Yahudi
büyücülüğünü geniş çapta tanıtmaya yarıyor.
Asur da Büyü : Asur
büyücülüğü bir bakıma Orta Doğu büyücülüğünün bir başlangıcı sayılabilir,
hatta sadece Orta Doğu’nun değil de sonradan bütün Batıyı etkileyen
büyücülüğün . Orta Çağdan kalma büyü kitaplarında ünlü “ grimoires” ‘lara
baktığımızda Asur’dan kalma çokça büyü formülleri ile karşılaşırız.
Yüzyıllardan beri büyüsel işlemlerde cinleri ruhları çağırmak için
kullanılan geleneksel büyülü dairenin ilk örneklerini Asur’da buluruz .
M.Ö. 700 yılından kalma bir yazıt bize bugün söylenmiş gibi geliyor :
“Görüntüler imal eden , büyü
yapan , yüzü kötü , gözü kem, ağzı kötü, dili kötü, dudakları kötü olanı ,
en etkili büyüleri yapanı çağırın gökyüzünün ruhları , yeryüzünün ruhları “Aba
Vangh
Bundan üç bin yıl evvel önce
Asur da yaşayan insan gelişmiş bir uygarlığa rağmen , etrafında üşüşen kötü
ruhlardan korkutucu büyülerden ve büyücülerden dolayı kendini hep
tehlikede hisseder. Ne söylediğine nereye baktığına nasıl davrandığına
kiminle temas ettiğine her daim dikkat etmelidir. Herkesin etrafında her an
kötülük yapmaya hazır sayısız şeytanlar , cinler, kötü ruhlar dolaşıyor.
Örneğin kem gözlü cini Sedu insanlığın düşmanı fırtınalar cini Utukku
gibi . Utukku vampir bir cindir., insanların eti ve kanıyla beslenir.
Sürekli bir tehlike teşkil eder, insana benzemez , ne erkektir ne de dişi ,
toprağın derinliklerinde gizlenir.
Fırtınalara doğal afetlere
hükmeden Lilu , Lilitu,ve Ardat Lili üçlüsü.
İster bunları kullansın ,
ister onlarla karşı mücadele etsin Asurlu büyücü gerçekten güçlüdür. O
da yukarıda bazılarını saydığımız kötü cinler,ruhlar ve tanrılar kadar
kötü olabilir., kötülükler yapabilir. . Büyücü cinleri çağırabilir, hasta
edebilir sakat bırakabilir ve tek bir kelime ile öldürebilir. Buna
karşın dilediğinde , koruyucu,ve şifa verici olabilir.
Eski Asur ‘da büyücüler
çeşitlere göre ayrılırlardı.
1- Sahiru : Büyüleme
uzmanı
2- Kassapu: İksir
ve Zehir Uzmanı
3- Pasistu
. Merhem Uzmanı Cadı
Asur Büyücülüğünde cadı,
sonraki çağlarda rastlayacağınız benzerlerinden kat ve kat daha güçlü ve
dehşet vericidir.
“ Evren onun Dünyasıdır , her
dağda gezinir, tüm sokaklarda dolaşır, evlere sızar, kalelere girer , dört
yol ağızlarında bulunur.” Der bir Asur yazıtı . Daha kötüsü “ Cadı
Tanrıların ağzını kapatır ve Tanrıçaların dizlerini zincirler”
Asur’da büyüleri çözmenin bir
başka yöntemi tanrılardan yardım istemekti, belirli tanrılara dua etmekti.
Bu konuda en çok yardımcı olan tanrılar arasında Güneş Tanrısı Samas’ı
Ateş Tanrısı Gibil’i Sihirbaz Tanrı Marduk’u ve kötü bilinmekle
birlikte zaman zaman iyilikleri de olan Lugalgirra ‘yı sayabiliriz.
Antik Roma ve Yunan’da Büyü
:
Putperest ve çok Tanrılı Roma
ve Yunan’da Orta Doğudan başta Mısır ‘dan gelen etkilerle büyücülük
uygun bir zemin buluyor. , gizli büyücü örgütler , büyüsel törenler
artıyor. Yunanistan’ın Tesalya bölgesi büyücü kadınların, cadıların bir
merkezi oluyor. Bütün bu hareketliliğin temelinde yerel inançlar ve
ağızdan ağza dolaşan eski destanlar yatıyor. Yunanlılar kendilerini
büyüye teslim ediyor ama Roma belki daha kuralcı daha disiplinli
olduğundan direniyor. M.Ö. 451 yılında bir yasa büyüsel işlemleri
büyüsel uygulamaları kesinlikle yasaklıyor. Ancak yinede gizlice halk
arasında yayılmaya devam ediyor.
İlginçtir ki tarihi boyunca
büyücülük her dönem ve yerde daima iki ayrı sınıfa yayılmıştır. Her
şeye sahip olanlar ve hiçbir şeye sahip olmayanlar arasında.
Çiçero’ya göre Roma
büyücülüğü üç’e ayrılıyor .
1 - Haruspicini : Ya da
hayvanların organlarını başta ciğerlerini inceleyerek tanrıların
niyetlerini
anlamak
2 -Fulgurales : Ya da
şimşekleri yorumlamak ve uzaklaştırmak sanatı
3 -Rituales : Ya da
toplumsal ve siyasal koşulları insan hayatını ölüm sonrasını düzenleyen
Yarı
büyüsel kurallar.
Yukarıda işaret ettiğimiz
gibi büyü kehanetle bir arada yürütülüyor. Teselya’da ki cadıların bir
kısmı aynı zamanda kahindirler . Öte yandan “ Gaetes” adını alan en alt
sırayı işgal eden kara büyücüler de büyüleriyle ünlenirler.
Yunan ve Roma büyücülüğünde
de cinlerin, kötü ruhların çağırmak ve onları büyüsel işlemlerde
kullanmak için formüller eksik değildi .
“Gel cehennemden çıkma ,
göksel ve dünyasal bomba , uzak yolların , kavşakların tanrıçası. Sen
geceleyin ilerliyorsun , ışığın düşmanı , gecenin dostusun. Köpeklerin
ulumaları ve akıtılan kanlar seni mutlu eder. Mezarların ve gölgelerin
arasında dolaşırsın, kanı arzularsın , insanları dehşete sürüklersin .
Gorgo Morgo , bin şekilli ay , bu büyüye olumlu bak. “
Uzak Doğuda Büyü
:
Çin’de büyü : Avrupa büyücülüğü
Orta Doğudan kaynaklanıyor. Uzak Doğu büyücülüğü ise kaynaklarını Orta
Asya’da buluyor. Tarihi bilinmeyen geçmişlere dayanıyor. Uzak Doğunun
bütününde büyü ciddi bir olaydır. , inançlar bu yöndedir büyüye inanılır
. Büyücülükle “ mistik” tinsel bağlar kurulur. . Daha M.Ö.
1 yüzyılda büyücülük kendini imparatorluk saraylarında buluyor. “ Resmi
“ büyücülerle ile “gayri resmi” olanlar çatışıyorlar. Saray’daki
büyücü bir uzmandır , yasal çalışıyor ve korunuyor sokakta ise halk
kendi büyücülerine inanıyor , onları tutuyor.
Saray’daki büyücünün işi
nedir ? Saray , Çin uygarlığının en parlak döneminde büyüyü neden
yasallaştırıyor.
Moğol geleneklerinden hareket
eden Çin büyücülüğü ruhlar dünyasının iyi ve kötü güçlerin dahilinde
kendini ifade ediyor. Sadece doğanın kurallarını zorlamaya bakmıyor.
Zamanla zaman mefhumu zaman boyuttu ile bir alışverişe giriyor . Antik
uygarlıkların tümünde olduğu gibi büyücü bilgi sahibi bir kahindir,
devlet bazında ve ülke bazında verilen kararlarda payı vardır., geleceği en
iyi en doğru şekilde tahmin edebilen kişidir. Yorumları engin bilgisine
ve tecrübesine dayanır. Klasik Çinli büyücü temelde , bir çeşit felsefecidir.
Konfüçyüs ‘ün Lao-Tse’nin Shinto’nun bir izleyicisidir bir
temsilcisidir. Sihnto dininde bir tanrı ve Tanrıça bolluğu bulunuyor
,onların sayesinde ve onların yardımı ile büyülerinin seviyesini
yükseltiyor.
Çinli Büyücü bir kahin
olduğu kadar bir koruyucudur. O da tılsımlar , büyülü aynalar kullanıyor
. Çinli büyücü özelikle tılsımlar üzerinde çalıştığında işaretleri çok
iyi kullanıyor. Buna şaşmamak gerekiyor çünkü Tao Dininin de Taoculukta
her işaret bir tanrıyı ifade eder. Kullanıldığında o Tanrının katkısını
sağlar.
Kaynaklardan çıkarabildiğimiz
kadarıyla geleneksel Çin büyücülüğünde Ak Büyü , Kara Büyü Kırmızı Büyü
diye bir ayırım yoktur. Tek ayırım daha önce işaret ettiğimiz gibi resmi
ve gayri resmi büyücülerin arasında olandır. Ancak İdris Şah ‘ın
açıkladığı gibi resmi olmayan büyücüler de bir öğrenimden geçtiklerinden Halk
Tarafından nerdeyse aynı derecede itibar görmektedirler.
Büyü işlemi ayinsel bir düzen
gerektirmektedir ve bu sadece Çin ‘de değil de her kültürde geçerlidir.
Antik uygarlıklarda ayinsel törensel yaklaşım ve uygulama bir geleneğe
uymak zorunluluğu büyüsel işlemin bir parçasıdır.
Büyüsel işlemlerde bir
heykelciği , bir kuklayı kullanmak neredeyse evrensel büyü kültürünün ve
uygulamalarının kaçınılmaz bir parçasıdır.
Dolayısıyla bu çeşit bir
işleme Çin’de de rastlamamız doğal sayılmaktadır . Ancak Çindeki
uygulama farklıdır, Batı’da ve diğer kültürlerde heykelcik ve kukla
üzerinde yapılan işlem çoğunlukla Kara Büyü ile bağlantılıdır. Çin
büyücülüğünde ise bağlantı pek kesin görünmüyorsa da amaç bir cini ve
yeni doğan bir bebeğin ruhunu o heykelciğin o kuklanın içinde
hapsetmektir.
Japon Büyücülüğü :
Çin de rastladığımız ayırım (
resmi ve resmi olmayan büyücülük) Japonya’da da karşımıza çıkıyor.
Birinde Temel Budizm’e dayanıyor , diğerinde Şinto Dinine . Büyücülük
her şeyden önce bilgi sahibi uzmanlara , sihir ile uğraşanlara aittir.
Halk tipi batıl inancı büyü ise alt kademelerde kalır ve halkın dışında
itibar görmez.
Her büyücülük geleneğinde
olduğu gibi Japon büyücülüğünde de temeller ve bunları oluşturan kaynaklar
karmaşıktır. Benzer uygulamalara benzer malzeme ve nesnelere
rastlanır.Çin büyücülüğünde gördüğümüz gibi Japonya’da Ak veya Kara Büyü
arasında bir ayırımdan söz edilmiyor. Büyü ve büyücülük bir bütündür
değişen tek şey büyüsel işlemi yönlendiren niyettir.
Japonya’da kesin bir kara büyü
yoksa da cadıcılık vardır ve bu bazı imparatorluk fermanlarında
yasaklanmaktadır. Ölçü : zarar vermemektir. Zarar veren muhakkak
cezalandırılır.
Büyüsel işlemde kurban eksik
değildir. ( köpekler) ama amaç burda kan akıtmak değil bir yoğunlaşmanın
(aç bir köpeğin yoğunlaşan açlığı )gibi peşine düşmek ve onu “ kapmaktır”
Japonya da ki büyüsel
uygulamaların bazı örnekleri :
Cinsel iktidarsızlığa karşı
: Sirke “ sake “ ( pirinçten geleneksel Japon içkisi ) Soya baklası ,
Zeytinyağı , su
Aşk iksiri : Yakılan iki
kertenkelenin tozları ve su
Karı Koca arasında kavga
Çıkartmak için: bir terliği ters çevirmek
Nefret Uyandırmak için: bir
tılsımı yer altına gömmek ve üstün basmak
Hint Büyücülüğü : Hindistan
her zaman esrarları olağanüstü olayları “ fakir”leri “ yogi” leri ile
gizem meraklılarını ve araştırmacıları çeken bir ülke oldu. Ve Hindistan
Uzak Doğu büyücülüğünün tarihinde , kendi özel konumunu daima korudu.
Ancak….
“ Hindistan’da batıl inanç sömürüsü
kendilerine “ fakir “ ya da “ sadhu” süsü vererek onların kılığına
giren bazı serseriler tarafından kazanç elde etmek için namussuzca
yapılmaktadır. Fakat bu ülkede Tanrının gazabına yol açan bir olaya
sebebiyet veren kişiler, Ceza kanunun öngördüğü cezaya çarptırılabilmeleri
için mağdur duruma düşmüş şahsın tanıklığı sayesinde kolayca mahkemenin
önüne çıkarılmaktadır. “ yazıyordu 1930 ların Hindistan’ı iyi bilen Paul
Dare ( Paul Dare Hintlilerde Ak ve Kara büyü , ruh ve madde yayınları
1990 )
Geleneksel olarak Hint
büyücülüğü her sorunu haledebilecek durumda olduğuna inanır ve doğal
olarak aynı inanış halk tarafından da paylaşılır. Bu karşılıklı güven
büyüsel sürecin kayıtsız şartsız kurallarından biridir. Büyücü kendisine
,ona başvuran büyücüye inanırsa işlem , bir tür telepatik bağlantı
şeklinde istenilen sonuca ulaşır. Aksi takdirde başarısız kalır.
Hint büyücülüğünü araştıran
yazarların büyük kısmı Hintli büyücülerin olağanüstü ve doğa ötesi
güçlerinden söz ederler . Ancak burada dikkatli davranmak gerekiyor çünkü
gerek bu yazarların gerekse başkalarının kabul ettikleri gibi
gösterilmek istenen işlem basit bir gözbağcılık oyunundan öteye
gitmiyor. Olağanüstü görülmesi çoğu saf olan izleyicilerin kabulüne
bağlıdır.
Başka ülkelerde olduğu gibi
Hindistan’da da büyünün en büyük ve sağlam dayanağı telkindir ( bazen
ise hipnozdur) . Kimi yorumculara göre temel etken büyücünün içinde
barındığı yıllar süren disiplinli çalışmalarla elde ettiği doğal bir
güçtür. Bunu belirtmek gerekiyor ki ister Yogilerin ister Guruların
uyguladıkları büyücülük şekilleri büyücülüğü aşıp parapsikolojiye dahil
olur, öylece açıklanır.
Batılı, Orta Doğulu ve Uzak
doğulu büyücü kılıcı kullandığı gibi yere çizilen daireyi kullanır.
Hint büyücülüğünde örneğin
dairenin yere çizilmesi şart değildir, büyücü değneği ile onu havada
çizer işlemleri öylece de yürütür.
Sevgili okurlarımız dizimizin bu
sayımızda ki yazısı burada bitiyor . Önümüzdeki sayımızda ( sayı
55 Mart 3010 ) da ki yazımızda sizlere vereceğimiz bilgiler :
İslam da Sihir - Büyü
Sihir – büyü
nedir?
Sihir veya
büyünün çeşitleri
Büyünün Tesir
gücü nedir
İslam da
büyünün Hükmü ve Cezası
Kuranda Büyü ve büyücülük
Harut ve Marut’a
indirilenler neydi ?
Felak Suresi ve
büyücüler
Nazar göz
değmesi
Büyü ile
yapılabildiği söylenen bazı hususlar
Sevgili okurlarımız bizle
bilgi istemek veya fikrinizi bildirmek için iletişim kurmak için
bilgi@evreninsirlari.net
adresine mail gönderebilirsiniz.
Önümüzdeki
sayımızda buluşmak ümidiyle.
|